Rüyamda kuzenimle birlikte köydeydik. Tam olarak hatırlamıyorum ama sanırım gezmeye çıkmıştık ve epey dolaşmıştık. Dönüş yolunda farklı bir yola sapmıştık. Ortam tamamen dağlıktı; yollar da dağların kenarlarından açılmıştı, yani düz ova gibi değildi.
Bu saptığımız yolda ilerlerken yanlış yöne girdiğimizden şüphelenmeye başladım ama geri dönersek yol çok uzayacaktı, neredeyse hava kararmak üzereydi. O sırada yol üzerinde bir ev gördük. Oradaki adama,
— “Dayı, bu yol Kalkumaç Köyü’ne gidiyor mu?” diye sorduk.
Adam, “Size yolu tarif edemem, bu yasak,” dedi.
Biz de şaşırıp, “Dayı ne alaka?” dedik. Adam, “Ben motorla oraya gideceğim, isterseniz sizi de bırakırım,” dedi.
Biz de, “Dayı, orası köye gitmiyorsa bir anlamı yok,” dedik ama o yine de cevap vermemekte ısrar etti.
Sonra kuzenim, o evin arkasına giden tahta bir kapıdan geçti ve “Gel,” dedi.
Ben, “Oradan gidilmiyor,” diyerek gitmemiz gereken araba yolunu gösterdim ama o ısrarla, “Yol için değil, bi gel,” dedi.
Gittim ve orada neredeyse genişliği 1 kilometre olan, aşırı büyük bir ırmak gördüm. Dağlık köy arazisinde, dümdüz ve çok gür şekilde akan bir ırmaktı bu. Arkadan biri, “Irmak kıyıya çapraz akıyor,” dedi. Su o kadar güçlüydü ki adeta fırtınalı bir deniz gibiydi. Hatta, tıpkı denizdeki gibi yanlardan kıyıya vuran dalgalar oluyordu. Normalde ırmaklarda dalga olmaz ama bu, akış yönüne dik şekilde kıyıya vuran dalgalar oluşturuyordu.
Ben, “Beni içine çekmesin,” diye yaklaşmaya korktum. Tam o sırada kardeşlerimin sesi geldi.
“Napıyorsunuz siz burada?” dedim.
Ellerindeki deniz kabuklarını gösterip, “Bunları topluyoruz,” dediler.
Sonra dalgaların vurduğu yerden kabuk toplamaya başladılar. Ben de onları akıntı alıp götürmesin diye tedirgin oldum. Her ihtimale karşı biraz daha ırmağa yakın bir yere geçtim ve ben de kabuk toplamaya başladım. Kumdan çıkarıp dalga vurunca suyla yıkanan kabukları kardeşlerime verdim.
Sonrasında uyandım.