Ekonomi, Üretim ve Dolar

Bakacağım hocam.

Hocam insan büyümekten korkar mı ya? Hayallerimden vazgeçerim diye büyümek istemiyorum.
Ne alaka ya.
Çabalamayı bırakmamak lazım.
Ford'un kurucusu birçok defa iflas etmesine rağmen pes etti mi?
 
O anlamda söylemedim hocam. Para her şey olmuş. Kendi geliştirmek istesen yapamıyosun. İnanın atılmış elektronik aletlerdeki komponentleri kullanıyorum ihtiyacım olduğunda. Çabalamak lazım tabi ki ama büyünce yiyecek ekmek mi arayalım kendimizi mi geliştirelim. Acilen politikanın değişmesi gerekiyor.
Ne alaka ya.
Çabalamayı bırakmamak lazım.
Ford'un kurucusu birçok defa iflas etmesine rağmen pes etti mi?
 
Merhabalar. Forumda sürekli dolar hakkında bu kadar fazla konu açılıp abuk subuk düşüncelerin olması yeter dedirtti. Bende bu onu hakkında bildiklerimi yazıya dökmeye karar verdim.
Türkiye'deki Darbe ve Krizler
Darbe girişimleri ve ayaklanmalar
27 Mayıs 1960 Darbesi
22 Şubat 1962. Ana madde: 22 Şubat 1962 ayaklanması ...
20 Mayıs 1963. Ana madde: 20 Mayıs 1963 ayaklanması ...
20 Mayıs 1969. Ana madde: 20 Mayıs 1969 darbe teşebbüsü ...
9 Mart 1971. Ana madde: 9 Mart 1971 darbe teşebbüsü ...
12 Eylül 1980 Darbesi
15 Temmuz 2016. Ana madde: 2016 Türkiye askerî darbe girişimi.
Türkiye'deki Ekonomik Krizler
1994 Krizi
2001 Krizi
2007-2008 Krizi
Bunların yanında Amerkia ve NATO ülkelerinin uyguladığı Ambargolar var.
"Coğrafya Kaderdir." demiş İbn-i Haldun. Türkiye kaosun başkenti olan ortadoğunu dibi belki de içinde. 4 bir yanı terörist ve kukla devletlerle dolu bir ülke. Belki bu nedenle dış ülkelerin silah satmaya meraklı olduğu bir ülke.
Türkiye'nin tarihine baktığınızda sürekli darbelerle dolu olduğunu görürsünüz. Ne zaman millet uynasa; başa geçen kişi ülkeyi geliştirmeye çalışsa dış devletler taradından başta ekonomik yaptırım ve sonucunda darbelerle önemli kişiler öldürülüyor. Bunun en büyük örneği ise Demokrat Parti'nin dağıtılması ve Adnan MENDERES ve bakanların idam edilmesiydi. İsmete İnönü'nün kıskançlığı ve tek parti anlayışı 62 darbesiyle sonuçlandı. Dizginleri eline alan Atatürk sonrası CHP yönetimi ne yazık ki Atatürk'le aynı düşünce ve yolda olmadı. Üretmek yerine almayı seçen yönetim ne yazık ki ülkeyi Amerika başta olmak üzere pek çok devletein eline verdi. Öyle ki zamanında MİT'in kullandığı bilgisayarlar bile Amerika tarafından verildiği için; bütün operasyon ve bilgiler MİT'ten önce Amerika'ya gidiyordu. Vecihi HÜRKUŞ gibi üretken isimlerin ayaklar altında ezilmesiyle üretim tamamen durdu. Öte yandan, demokratik olarak seçilmiş hükümetlere karşı yapılan darbeler ekonomik karar birimlerinin işgücü arz, tüketim, tasarruf, yatırım, üretim gibi kararlarını olumsuz etkileyerek ülkenin ekonomik kaynakların optimal dağılımını bozmakta ve böylece ülkenin kalkınma sürecini aksatmakta ve uzun dönem büyüme patikasının aşağı kaymasına neden oldu. Bu sebeple Türkiye ne zmana gelişmek istese önü kesildi veya kesdirildi.
12 Eylül 1980 darbesi ile Cumhuriyet tarihinde ikinci kez meclis ve anayasa ortadan kaldırılışmış ve hükümet devrilmiştir. 1982'de darbeciler tarafından hazırlanan anayasa günümüzde hala değiştirilememiştir. 7 Nisan 2011 yılında ilk soruşturma başlattı. 4 Nisan 2012 tarihinde darbenin yargılanmasına başlanmıştır. Bu gibi darbeler sonucunda üretim durmuş ve tüketen bir toplum ortaya çıkmıştır.

Ekonomik Krizlere geldiğimizde ise 1990'lı yıllarında devlet ağırlıklı olarak harcamaları için kamu bankalarından borç kullanmaya başladı ve zaman içerisinde çok ciddi bir borç yükünün altına girdiBu dönemde, özel bankalarda yüksek faiz vererek mevduat topladı ve kamuya da yüksek faizle krediler verdi. Hükümet borç yükünü azaltmak için çoğu yeri özelleştirmeye başladı. Öylei PTT 'nin T'sini satmaya karar verdiler. Bu dönemde IMF'den 14 aylık bir stand-by anlaşması yapıldı.Ocak ile ekonomik bir dizi önlemin alındığı Nisan ayları arasında lira, dolar karşısında yüzde 160'ın üzerinde değer kaybetti.
EKonomi kısa süre rahatlsada temeller bozuk olduğu için 2001 krizi patlak verdi. Bu dönemde Rusya'nın krize girmesi ve Marmara Depremi ekonomiyi oldukça sarstı. Bankaların açıkları kapatmak istemesiyle birlikte faizler arttı. Bankalar arası piyasada gecelik faiz oranı yüzde 1000'in üzerine çıkarken, Kasım 2000'de aylık ortalaması yüzde 223 oldu. Ekonomiyi rahatlatmak için IMF'den fon alındı.19 Şubat 2001 tarihinde yapılan Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplantısında yaşananlar, piyasadaki mevcut sıkışıklığın çok derin bir ekonomik krize dönüşmesine yol açtı.MGK toplantısı sırasında dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in Devlet Denetleme Kurulu'nun Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu'nda (BDDK) başlattığı denetime Başbakan Bülent Ecevit'in tepki göstermesi üzerine tartışma yaşandı.Sezer, Ecevit'e anayasa kitapçığı fırlattı. Ecevit de bu duruma tepki göstererek toplantıyı terk etti. Ecevit'in toplantı çıkışında bekleyen gazetecilere, "Bu bir devlet krizidir" yönündeki açıklamalarının ardından piyasalarda sert satışlar yaşandı.Zaten likidite sorunu yaşayan piyasadan yabancı yatırımcılar da hızla çıkmaya başladı ve uygulanan ekonomik program ciddi güven kaybına uğradı.Aynı gün içerisinde 7 milyar doların üzerinde bir döviz talebi ortaya çıkarken, bankalararası piyasada gecelik faizler yüzde 5 bin il 7 bin 500 aralığını gördü. İstanbul Menkul Kıymetler Borsası (İMKB), bir günde yüzde 20'nin üzerinde değer kaybetti.Bankacılık sektöründe başlayan krizin etkileri reel sektörde de doğrudan hissedildi. Binlerce firma kapatılırken, yüz binlerce kişi de işsiz kaldı.MGK toplantısından iki gün sonra sabit kur rejiminden dalgalı kur rejimine geçildi. Karar öncesi 684 bin TL olan dolar kuru, dalgalı kura geçilmesiyle birlikte 1.2 milyon TL'ye yükseldi.Mart ayında o dönem Dünya Bankası başkan yardımcılığı görevini yürüten Kemal Derviş, Türkiye'ye davet edildi ve ekonomiden sorumlu devlet bakanlığına atandı.IMF ile stand-by imzalandı ve bankacılık sektöründe reforma gidilmesini odağına alan yeni bir ekonomi programı yürürlüğe sokuldu.
2007-2008 krizinde ise farklı bir olay oldu. Bu sefer sebep Türkiye değil, dış kaynaklı bir çalkantıydı. ABD'de faiz artırımlarıyla birlikte düşük gelirlilere yüksek faizle verilen "subprime" mortgage kredilerinin geri dönüşlerinde yaşanan sıkıntılar, bu kredilerin içinde bulunduğu tahvil paketlerinin sert şekilde değer kaybetmesine neden oldu. New York borsası çökmenin eşiğine geldi.Eylül 2008'de dünyanın en büyük yatırım bankalarından Lehman Brothers, 613 milyar dolar borcu olduğunu açıkladı ve iflas etti. Bu, ABD tarihinin en büyük iflası olarak kayıtlara geçti.
Kısacası olayları tarih sırasına göre listeledğinizde Türkiye'ni düzeltilmesi için pek fazla zaman kalmıyor. Dış baskılar ve Amerika gibi devletlerin fonladığı terör grupları Türkiye'yi zor duruma sokarken, siyasal ve ekonomik baskılar Türkiye'nin üretim yapmasını engelliyor. Türkiye'ye yabancı yatırımcı gelmiyor, daha doğrusu yüksek faiz ve enfilasyon ve bunlara eklenen vergiler sebebiyle kark elde edemediğinden gelmek istemiyor.
Kurun yukarı zıplamasının enflasyonu arttırıcı etkisi var çünkü ithal olarak aldığımız her şeyin fiyatı mekanik olarak artıyor. Bunun içinde çok önemli olanı enerji fiyatları çünkü biz enerjisinin hemen hepsini ithal eden bir ülkeyiz. Petrolü, doğalgazı ithal eden bir ülkeyiz. Bunlar üretimin her tarafına girdi olarak kullanılıyor. Enerji ve ulaşım fiyatlarının artması Türkiye'de enflasyonu genel olarak yükseltiyor. Dolayısıyla kurun yükselmesinin bir etkisi enflasyonun yükselmesi. Özellikle Akdeniz ve Karadenizde petrol ve doğalgaz bulmamız; Suriye'deki politikamızı iyi yönetip -her ne kadar sömürülmüş olsa da- faydalanmamız gerekiyor. Maalesed dış ülkeler bize ambargo uygularken karşılık verebileceğimiz tek şey tarım ürünleri. Öyle ki Rusya bize yaptırım uyguladığında Limonla tehdit etttik. Şu anlık bulunan başka bir koz ise sevmesekte Suriyeliler. Özellikle hastalıkla beraber önemli bir koz haline geldi. Bunları kullanark özellikle de 15 Temmuz darbesini atlatmışken üretmeye başlamamız gerekiyor. Zira Lozan anlaşmasının güncellenmeseini istiyorsak güçlü bir Türkiye olarak 2023'e hazır olmamız gerekiyor. 2023 gerçekten önemli bir tarih. Eğer Türkiye Lozan anlaşmasının güncellenmesini talep eder ve ağırlığını koyup kabul ettirirse boğazlarda faydalanma ve Yunanista'nı sıkıştırma ihtimalimiz var. "İçki masalarında" satılmayacak kadar güzel bir ülkemiz var.
Şimdi sıra geldi İktidar partinin ekonomi politikalarını eleştirme.
Bu krizin asıl nedeni 1980`li yıllardan itibaren küresel sermaye güçlerinin güdümünde kesintisiz bir şekilde uygulanan özelleştirmeye, piyasalaştırmaya, kuralsızlaştırmaya dayalı neoliberal politikalardır. Bu politikalarla ülkemizin üretken kuruluşlar giderek azalmışıtr. Erdoğan'ın Başbakanlık görevine başladığı 2003 yılından 2009'a kadar Türkiye ekonomisi büyüme göstermiş ve Türkiye'nin GSMH'si Dünya toplamının %1,11'inden %1,37'sine yükselmiştir. Bu oranla Türkiye, AB ülkeleri arasında en iyi performansı yakaladı.[100] Ayrıca Erdoğan'ın başbakanlığı döneminde Türkiye'nin Uluslararası Para Fonu'na olan borcu bitirildi.Erdoğan'ın performansı Cumhuriyetin diğer dönemleriyle kıyaslandığında da ‘kuruluş yılları’ özelliği taşıyan Atatürk dönemi hariç, en yüksek performanslardan biridir. Siyasi istikrar sağlandı, ekonomi güçlendi ve sosyal refah seviyesi ciddi oranlarda yükseldi. Fakat son dönemlerde savunma sanayi dışında gelişim sağlanamadı. Tarıma önem ve çiftçiye eğitim verilmemesi; üretimin azalması ve yukarda da bahsettiğim etkenler ve ambargolar sonucu ekonomi çöküş geçirmeye başardı. Her ne kadar iyi bir durumda olmasak da istatistiklere ve dışarı çıkıp hayata baktığımız ve diğer ülkelerle karşılaştırdığımzda kötünün iyisi kavramını kullanabiliriz. Fakat bu ne kadar sürebilir. Zira dövizin artmasıyla birlikte döviz alınınca haliyle dolar fiyatları daha da yükseliyor ve alım gücü düşüyor. İşsizlik sayısı da arttıkça kurum ve kurulışlar kapanmak zorunda kalıyor. Bunun çözümü israfı durdurmak ve üretimi tekrar hayata geçirip eğitime önem vermektir. Başta doğru uygulanan fakat yanlış ilerleyen politikaların düzeltilmesi halinde ülke tekrar şahlanacaktır. Libya ile yaptığımız deniz sınırları anlaşmasının BM tarafından kabul edilmesi ve Libya'yı Türkiye'nin inşaat etmesi gibi etkenler ekonomiyi iiyileştirecektir. Maalesef ki Türk her zaman yalnızdır.
Yazdıklarımda siyaset yapmadım. Umarım sonuna kadar okursunuz. Yanlış bir şey yazdıysam affola. Yorumlarda saygılı bir dille görüşlerinizi dile getirirseniz sevinirim.
Senin o sayfa sayfa dizdiğin darbe kronolojileri dış güç bahaneleri ve komplo teorileriyle bezeli maşatlık edebiyatı bu milletin gözünü boyamaya yetmez zira yirmi beş yıldır bu ülkenin tepesinde oturan zihniyetin basiretsizliğini ve iş bilmezliğini gizleyecek tek bir mazeret dahi kalmamıştır iktidarın ilk yıllarında estirilen o rüzgarın arkasında ne bir mucize ne de büyük bir vizyon vardı tamamen Kemal Dervişin 2001 krizinden sonra kurduğu disiplinli maliye altyapısı bağımsız BDDK denetimi ve o dönem tüm dünyada oluk oluk akan ucuz küresel likidite sayesinde o pembe tablo yaşandı fakat Erdoğan ve kadroları bu hazır mirası alıp yerli sanayiye tarıma adil üretime yatırmak yerine ülkenin tüm birikimini betona rant çetelerine ve gösterişli projelere heba etti zamanla koltuk sevdasından Merkez Bankasından TÜİK’e kadar ne kadar bağımsız denetleyici ve güven veren devlet kurumu varsa hepsinin içini oymuş liyakati çöpe atıp sadakati başa tac ederek devlet aklını felç etmiştir babalar gibi satarız diyerek fabrikaları limanları iletişim ağlarını yabancılara ve yandaşlara peşkeş çekenler cumhuriyetin tüm üretim kalelerini bir bir yıkarak bu milleti dışa bağımlı ithalat cehennemine mahkum etmiştir çiftçiyi gübre ve mazot fiyatları altında ezip toprağına küstüren üreticiyi faiz ve vergi yüküyle boğan fabrikaları kapatıp montajcılığa özenen bu yönetim bugün yaşanan fahiş enflasyonun döviz patlamasının ve sefaletin tek sorumlusudur dış güçler ambargolar Lozan efsaneleri ya da tarihten medet uman aciz bahaneler bu ağır tablonun üstünü örtemez kendi halkını ucuz iş gücü yapıp paranın değerini yerle bir eden tarımı sanayiyi ve koca bir ülkenin geleceğini uçurumdan aşağı sallandıran bu sistem yirmi beş yıllık doymak bilmeyen bir kurumsal tahribatın ve cehaletin acı meyvesidir senin o uzun uzun anlattığın mağduriyet hikayelerinin ve dış güç masallarının arkasında yatan acı gerçek tam olarak şudur ki iktidarın ilk yıllarındaki o sahte cennet tamamen Kemal Dervişin kanla terle kurduğu bağımsız kurumsal altyapı ile küresel piyasalardan oluk oluk akan beleş dövizin eseridir ancak Erdoğan ve kadroları bu hazır mirası alıp üretken yatırımlara dönüştürmek yerine betona gömmüş Merkez Bankasından TÜİK’e kadar tüm köklü devlet kurumlarının içini boşaltıp liyakati ayaklar altına almış özelleştirme adı altında memleketin ne kadar stratejik üretken varlığı varsa peşkeş çekmiş tarımı ve sanayiyi tamamen bitirip koskoca ülkeyi dışa bağımlı bir tüketim cehennemine çevirmiş ve yirmi beş yılın sonunda milleti bu ucuz hamasetle avutarak ekonomiyi tam manasıyla uçurumdan aşağı yuvarlamıştır Sektör sektör üretimi bitirip ülkeyi fason üretim çöplüğüne çeviren bu zihniyetin yanında geçmiş hükümetleri ve eski yönetimleri sürekli günah keçisi ilan etmek de kocaman bir pişkinliktir çünkü geçmişte İnönü döneminden itibaren uygulanan devletçi yatırımlar tarımsal hamleler Demirel ve Ecevit dönemlerindeki ağır sanayi hamleleri ile kıbrıs ambargosuna rağmen kurulan fabrikalar bu ülkenin kendi öz kaynaklarıyla ayakta kalmasını sağlayan gerçek üretim kaleleriydi ama geçmişi beceriksizlikle suçlayanlar yirmi beş yılda cumhuriyetin tüm bu birikimini bir bir satıp yerli sanayiyi ve tarımı küresel çetelerin insafına terk etti üstelik piyasada hiçbir karşılığı olmayan kafasına göre faiz indirip bindirme fantezileriyle ekonominin temel kurallarını hiçe sayıp doların uçuşuna bakıp öyle de diyemezsiniz böyle de diyemezsiniz diyerek milletle dalga geçmeye çalışmak ne kadar doğru kur fırlayınca iğneden ipliğe her şeyin fiyatı katlanırken petrolü doğalgazı hammaddeyi ithal eden sanayiciyi ve üreticiyi tamamen bitiren bu akıl dışı politikalardır ve Türk lirasını pul edip elin eline avuç açtıran bu tablo ne geçmiş hükümetlerin ne de coğrafyanın suçudur doğrudan doğruya liyakatsizliğin ve cehaletin eseridir tüm bunlar yetmezmiş gibi koltuk ikbalini her türlü milli değerin üstünde tutan bu zihniyet Türklük şuurunu ve bağımsızlık sembollerini hedef alarak okul çağındaki çocuklarımızın milli bilincini aşılayan Andımızı bir çırpıda kaldırmış cumhuriyetin tüm simgelerini itibarsızlaştırmaya çalışmıştır dahası vatanın birliğini ve bölünmez bütünlüğünü hiçe sayarak çözüm süreci adı altında elinde binlerce masumun kanı olan pkk’lı teröristlerle masaya oturacak kadar ileri gitmiş terör örgütünü muhatap alıp devletin haysiyetini ayaklar altına almıştır şehitlerimizin kemiklerini sızlatan bu kirli pazarlıklar ve terör hamileriyle yürütülen müzakereler milletin milli hassasiyetlerini çiğneyip geçerken sınırları yol geçen hanına çevirmiş ve ülkenin hem bekasını hem de toplumsal huzurunu geri dönülmez bir yıkıma sürüklemiştir uyumaya devam edin Milletin yıllardır dillerine pelesenk ettiği cehalet ürünü komplo teorilerini ve o iki bin yirmi üç uydurmalarını büyük bir meziyetmiş gibi anlatıp duran bu zihniyetin tarih ve hukuk bilmezliği gerçekten akıllara zarardır zira Lozan Barış Antlaşması yüz yıllık bir kullanım süresi olan ya da iki bin yirmi üçte son bulup gizli maddeleri devreye girecek bir metin olmadığı gibi Türkiye’nin kendi madenlerini çıkarmasını engelleyen tek bir satır dahi barındırmamaktadır üstelik boğazlar üzerindeki tam egemenliğimiz ve söz hakkımız daha 1936 Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile perçinlenip tamamen devletimizin kontrolüne geçmişken Lozan güncellenecek boğazları elimize alacağız naraları atmak tarihi kahvehane dedikodularından öğrenmenin ve hamasetle milletin aklıyla dalga geçmenin en yalın örneğidir birde utanmadan İmparatorluğun enkazından kanla çekilip çıkarılan bir Milli Mücadele zaferini ve onun hukuki belgesi olan Lozan’ı masa başı dedikodularıyla içki masası söylemine indirgemek tarihsel gerçekliklerle bağdaşmaktan çok büyük bir yanılgıdır zira Sevr Antlaşması ile fiilen parçalanmış, ordusu dağıtılmış ve kapitülasyonlarla eli kolu bağlanmış bir ülkenin bağımsızlığı, masada yürütülen son derece çetin bir diplomasi mücadelesiyle tescil edilmiştir. Lozan; süresi olmayan, gizli maddeler içermeyen ve ülkenin kendi kaynaklarını kullanmasını engellemeyen, uluslararası alanda kabul görmüş kurucu bir antlaşmadır; Boğazlar üzerindeki tam egemenliğimiz de zaten 1936 Montrö Sözleşmesi ile net bir şekilde sağlanmıştır. Dolayısıyla kulaktan dolma komplo teorileri ve sığ söylemler üzerinden Lozan'ı veya kurucu kadroları hedef almak yerine, tarihi belgelere ve hukuki metinlere dayanarak okumak gerçekleri anlamanın tek yoludur.
Mesaj otomatik olarak birleştirildi:

Ne alaka ya.
Çabalamayı bırakmamak lazım.
Ford'un kurucusu birçok defa iflas etmesine rağmen pes etti mi?
Emirhan hala aynı görüştemisin bence sana yazık kafana diyebilirmiyiz :D BOPun ne olduğunu öğrendin mi :D ülkeyi nasıl uçuruma sürüklediklerini şimdi öğrendinmi.
 
Senin o sayfa sayfa dizdiğin darbe kronolojileri dış güç bahaneleri ve komplo teorileriyle bezeli maşatlık edebiyatı bu milletin gözünü boyamaya yetmez zira yirmi beş yıldır bu ülkenin tepesinde oturan zihniyetin basiretsizliğini ve iş bilmezliğini gizleyecek tek bir mazeret dahi kalmamıştır iktidarın ilk yıllarında estirilen o rüzgarın arkasında ne bir mucize ne de büyük bir vizyon vardı tamamen Kemal Dervişin 2001 krizinden sonra kurduğu disiplinli maliye altyapısı bağımsız BDDK denetimi ve o dönem tüm dünyada oluk oluk akan ucuz küresel likidite sayesinde o pembe tablo yaşandı fakat Erdoğan ve kadroları bu hazır mirası alıp yerli sanayiye tarıma adil üretime yatırmak yerine ülkenin tüm birikimini betona rant çetelerine ve gösterişli projelere heba etti zamanla koltuk sevdasından Merkez Bankasından TÜİK’e kadar ne kadar bağımsız denetleyici ve güven veren devlet kurumu varsa hepsinin içini oymuş liyakati çöpe atıp sadakati başa tac ederek devlet aklını felç etmiştir babalar gibi satarız diyerek fabrikaları limanları iletişim ağlarını yabancılara ve yandaşlara peşkeş çekenler cumhuriyetin tüm üretim kalelerini bir bir yıkarak bu milleti dışa bağımlı ithalat cehennemine mahkum etmiştir çiftçiyi gübre ve mazot fiyatları altında ezip toprağına küstüren üreticiyi faiz ve vergi yüküyle boğan fabrikaları kapatıp montajcılığa özenen bu yönetim bugün yaşanan fahiş enflasyonun döviz patlamasının ve sefaletin tek sorumlusudur dış güçler ambargolar Lozan efsaneleri ya da tarihten medet uman aciz bahaneler bu ağır tablonun üstünü örtemez kendi halkını ucuz iş gücü yapıp paranın değerini yerle bir eden tarımı sanayiyi ve koca bir ülkenin geleceğini uçurumdan aşağı sallandıran bu sistem yirmi beş yıllık doymak bilmeyen bir kurumsal tahribatın ve cehaletin acı meyvesidir senin o uzun uzun anlattığın mağduriyet hikayelerinin ve dış güç masallarının arkasında yatan acı gerçek tam olarak şudur ki iktidarın ilk yıllarındaki o sahte cennet tamamen Kemal Dervişin kanla terle kurduğu bağımsız kurumsal altyapı ile küresel piyasalardan oluk oluk akan beleş dövizin eseridir ancak Erdoğan ve kadroları bu hazır mirası alıp üretken yatırımlara dönüştürmek yerine betona gömmüş Merkez Bankasından TÜİK’e kadar tüm köklü devlet kurumlarının içini boşaltıp liyakati ayaklar altına almış özelleştirme adı altında memleketin ne kadar stratejik üretken varlığı varsa peşkeş çekmiş tarımı ve sanayiyi tamamen bitirip koskoca ülkeyi dışa bağımlı bir tüketim cehennemine çevirmiş ve yirmi beş yılın sonunda milleti bu ucuz hamasetle avutarak ekonomiyi tam manasıyla uçurumdan aşağı yuvarlamıştır Sektör sektör üretimi bitirip ülkeyi fason üretim çöplüğüne çeviren bu zihniyetin yanında geçmiş hükümetleri ve eski yönetimleri sürekli günah keçisi ilan etmek de kocaman bir pişkinliktir çünkü geçmişte İnönü döneminden itibaren uygulanan devletçi yatırımlar tarımsal hamleler Demirel ve Ecevit dönemlerindeki ağır sanayi hamleleri ile kıbrıs ambargosuna rağmen kurulan fabrikalar bu ülkenin kendi öz kaynaklarıyla ayakta kalmasını sağlayan gerçek üretim kaleleriydi ama geçmişi beceriksizlikle suçlayanlar yirmi beş yılda cumhuriyetin tüm bu birikimini bir bir satıp yerli sanayiyi ve tarımı küresel çetelerin insafına terk etti üstelik piyasada hiçbir karşılığı olmayan kafasına göre faiz indirip bindirme fantezileriyle ekonominin temel kurallarını hiçe sayıp doların uçuşuna bakıp öyle de diyemezsiniz böyle de diyemezsiniz diyerek milletle dalga geçmeye çalışmak ne kadar doğru kur fırlayınca iğneden ipliğe her şeyin fiyatı katlanırken petrolü doğalgazı hammaddeyi ithal eden sanayiciyi ve üreticiyi tamamen bitiren bu akıl dışı politikalardır ve Türk lirasını pul edip elin eline avuç açtıran bu tablo ne geçmiş hükümetlerin ne de coğrafyanın suçudur doğrudan doğruya liyakatsizliğin ve cehaletin eseridir tüm bunlar yetmezmiş gibi koltuk ikbalini her türlü milli değerin üstünde tutan bu zihniyet Türklük şuurunu ve bağımsızlık sembollerini hedef alarak okul çağındaki çocuklarımızın milli bilincini aşılayan Andımızı bir çırpıda kaldırmış cumhuriyetin tüm simgelerini itibarsızlaştırmaya çalışmıştır dahası vatanın birliğini ve bölünmez bütünlüğünü hiçe sayarak çözüm süreci adı altında elinde binlerce masumun kanı olan pkk’lı teröristlerle masaya oturacak kadar ileri gitmiş terör örgütünü muhatap alıp devletin haysiyetini ayaklar altına almıştır şehitlerimizin kemiklerini sızlatan bu kirli pazarlıklar ve terör hamileriyle yürütülen müzakereler milletin milli hassasiyetlerini çiğneyip geçerken sınırları yol geçen hanına çevirmiş ve ülkenin hem bekasını hem de toplumsal huzurunu geri dönülmez bir yıkıma sürüklemiştir uyumaya devam edin Milletin yıllardır dillerine pelesenk ettiği cehalet ürünü komplo teorilerini ve o iki bin yirmi üç uydurmalarını büyük bir meziyetmiş gibi anlatıp duran bu zihniyetin tarih ve hukuk bilmezliği gerçekten akıllara zarardır zira Lozan Barış Antlaşması yüz yıllık bir kullanım süresi olan ya da iki bin yirmi üçte son bulup gizli maddeleri devreye girecek bir metin olmadığı gibi Türkiye’nin kendi madenlerini çıkarmasını engelleyen tek bir satır dahi barındırmamaktadır üstelik boğazlar üzerindeki tam egemenliğimiz ve söz hakkımız daha 1936 Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile perçinlenip tamamen devletimizin kontrolüne geçmişken Lozan güncellenecek boğazları elimize alacağız naraları atmak tarihi kahvehane dedikodularından öğrenmenin ve hamasetle milletin aklıyla dalga geçmenin en yalın örneğidir birde utanmadan İmparatorluğun enkazından kanla çekilip çıkarılan bir Milli Mücadele zaferini ve onun hukuki belgesi olan Lozan’ı masa başı dedikodularıyla içki masası söylemine indirgemek tarihsel gerçekliklerle bağdaşmaktan çok büyük bir yanılgıdır zira Sevr Antlaşması ile fiilen parçalanmış, ordusu dağıtılmış ve kapitülasyonlarla eli kolu bağlanmış bir ülkenin bağımsızlığı, masada yürütülen son derece çetin bir diplomasi mücadelesiyle tescil edilmiştir. Lozan; süresi olmayan, gizli maddeler içermeyen ve ülkenin kendi kaynaklarını kullanmasını engellemeyen, uluslararası alanda kabul görmüş kurucu bir antlaşmadır; Boğazlar üzerindeki tam egemenliğimiz de zaten 1936 Montrö Sözleşmesi ile net bir şekilde sağlanmıştır. Dolayısıyla kulaktan dolma komplo teorileri ve sığ söylemler üzerinden Lozan'ı veya kurucu kadroları hedef almak yerine, tarihi belgelere ve hukuki metinlere dayanarak okumak gerçekleri anlamanın tek yoludur.
Mesaj otomatik olarak birleştirildi:


Emirhan hala aynı görüştemisin bence sana yazık kafana diyebilirmiyiz :D BOPun ne olduğunu öğrendin mi :D ülkeyi nasıl uçuruma sürüklediklerini şimdi öğrendinmi.
tamam kral
 
Birader biz de tarih okuyoruz arastiriyoruz ama biz bu sonuclara cikmiyoruz siz nasil bu kafaya ulasiyonuz anlamiyorum. Hala
İsmet İnönünün kiskancligi diyor. İnönü, Menderes'in idam edilmemesi için girişimlerde bulundu ve hükümeti daha önce siyasi gidişat konusunda uyardı Menderes sanki kahramanmis gibi ulkeyi ucuruma goturmemis gibi hareket edip inaniyorsunuz. Muhalefeti susturmasi da ayri konu.
Mesaj otomatik olarak birleştirildi:

Ayrica 24 yildir iktidar var hala ekonomik sorunu baska yerde ariyoruz. Hadi bir insani seversiniz basa gecirirsiniz ama surekli ayakta olacak devlet kurumlarının işleyişini tek bir kişinin siyasi tercihleri etrafında şekillendirmek nasil boyle sonrasini dusunmeden hareket edersiniz anlamiyorum. Yarin baska biri baskan secilmek zorunda kalinca ne olacak? Ya da istemeyecegimiz biri bir sekilde basa gecerse ne olacak Türkiye nin durumu. Azicik dusunun
 
Son düzenleme:
Birader biz de tarih okuyoruz arastiriyoruz ama biz bu sonuclara cikmiyoruz siz nasil bu kafaya ulasiyonuz anlamiyorum. Hala
İsmet İnönünün kiskancligi diyor. İnönü, Menderes'in idam edilmemesi için girişimlerde bulundu ve hükümeti daha önce siyasi gidişat konusunda uyardı Menderes sanki kahramanmis gibi ulkeyi ucuruma goturmemis gibi hareket edip inaniyorsunuz. Muhalefeti susturmasi da ayri konu.
Mesaj otomatik olarak birleştirildi:

Ayrica 24 yildir iktidar var hala ekonomik sorunu baska yerde ariyoruz. Hadi bir insani seversiniz basa gecirirsiniz ama surekli ayakta olacak devlet kurumlarının işleyişini tek bir kişinin siyasi tercihleri etrafında şekillendirmek nasil boyle sonrasini dusunmeden hareket edersiniz anlamiyorum. Yarin baska biri baskan secilmek zorunda kalinca ne olacak? Ya da istemeyecegimiz biri bir sekilde basa gecerse ne olacak Türkiye nin durumu. Azicik dusunun
Aziz nesini hatırla böyle durumlarda çok kasma bu insanlar sadece bir şeylerin farkında olunduğunda veya bilindiğinde değişeceğini sanıyor trajikomik bir durum bu zaten herkes her şeyin farkında tepki olmazsa değişen hiç bir şey olmaz dediklerinde sonuna kadar haklısın ama işte Aziz nesin söylemiş zamanında büyük adam haklıymış demek istemesemde haklıymış valla. %8 lik sapmayla adam oranı bile bilmiş :kekw:
 
Senin o sayfa sayfa dizdiğin darbe kronolojileri dış güç bahaneleri ve komplo teorileriyle bezeli maşatlık edebiyatı bu milletin gözünü boyamaya yetmez zira yirmi beş yıldır bu ülkenin tepesinde oturan zihniyetin basiretsizliğini ve iş bilmezliğini gizleyecek tek bir mazeret dahi kalmamıştır iktidarın ilk yıllarında estirilen o rüzgarın arkasında ne bir mucize ne de büyük bir vizyon vardı tamamen Kemal Dervişin 2001 krizinden sonra kurduğu disiplinli maliye altyapısı bağımsız BDDK denetimi ve o dönem tüm dünyada oluk oluk akan ucuz küresel likidite sayesinde o pembe tablo yaşandı fakat Erdoğan ve kadroları bu hazır mirası alıp yerli sanayiye tarıma adil üretime yatırmak yerine ülkenin tüm birikimini betona rant çetelerine ve gösterişli projelere heba etti zamanla koltuk sevdasından Merkez Bankasından TÜİK’e kadar ne kadar bağımsız denetleyici ve güven veren devlet kurumu varsa hepsinin içini oymuş liyakati çöpe atıp sadakati başa tac ederek devlet aklını felç etmiştir babalar gibi satarız diyerek fabrikaları limanları iletişim ağlarını yabancılara ve yandaşlara peşkeş çekenler cumhuriyetin tüm üretim kalelerini bir bir yıkarak bu milleti dışa bağımlı ithalat cehennemine mahkum etmiştir çiftçiyi gübre ve mazot fiyatları altında ezip toprağına küstüren üreticiyi faiz ve vergi yüküyle boğan fabrikaları kapatıp montajcılığa özenen bu yönetim bugün yaşanan fahiş enflasyonun döviz patlamasının ve sefaletin tek sorumlusudur dış güçler ambargolar Lozan efsaneleri ya da tarihten medet uman aciz bahaneler bu ağır tablonun üstünü örtemez kendi halkını ucuz iş gücü yapıp paranın değerini yerle bir eden tarımı sanayiyi ve koca bir ülkenin geleceğini uçurumdan aşağı sallandıran bu sistem yirmi beş yıllık doymak bilmeyen bir kurumsal tahribatın ve cehaletin acı meyvesidir senin o uzun uzun anlattığın mağduriyet hikayelerinin ve dış güç masallarının arkasında yatan acı gerçek tam olarak şudur ki iktidarın ilk yıllarındaki o sahte cennet tamamen Kemal Dervişin kanla terle kurduğu bağımsız kurumsal altyapı ile küresel piyasalardan oluk oluk akan beleş dövizin eseridir ancak Erdoğan ve kadroları bu hazır mirası alıp üretken yatırımlara dönüştürmek yerine betona gömmüş Merkez Bankasından TÜİK’e kadar tüm köklü devlet kurumlarının içini boşaltıp liyakati ayaklar altına almış özelleştirme adı altında memleketin ne kadar stratejik üretken varlığı varsa peşkeş çekmiş tarımı ve sanayiyi tamamen bitirip koskoca ülkeyi dışa bağımlı bir tüketim cehennemine çevirmiş ve yirmi beş yılın sonunda milleti bu ucuz hamasetle avutarak ekonomiyi tam manasıyla uçurumdan aşağı yuvarlamıştır Sektör sektör üretimi bitirip ülkeyi fason üretim çöplüğüne çeviren bu zihniyetin yanında geçmiş hükümetleri ve eski yönetimleri sürekli günah keçisi ilan etmek de kocaman bir pişkinliktir çünkü geçmişte İnönü döneminden itibaren uygulanan devletçi yatırımlar tarımsal hamleler Demirel ve Ecevit dönemlerindeki ağır sanayi hamleleri ile kıbrıs ambargosuna rağmen kurulan fabrikalar bu ülkenin kendi öz kaynaklarıyla ayakta kalmasını sağlayan gerçek üretim kaleleriydi ama geçmişi beceriksizlikle suçlayanlar yirmi beş yılda cumhuriyetin tüm bu birikimini bir bir satıp yerli sanayiyi ve tarımı küresel çetelerin insafına terk etti üstelik piyasada hiçbir karşılığı olmayan kafasına göre faiz indirip bindirme fantezileriyle ekonominin temel kurallarını hiçe sayıp doların uçuşuna bakıp öyle de diyemezsiniz böyle de diyemezsiniz diyerek milletle dalga geçmeye çalışmak ne kadar doğru kur fırlayınca iğneden ipliğe her şeyin fiyatı katlanırken petrolü doğalgazı hammaddeyi ithal eden sanayiciyi ve üreticiyi tamamen bitiren bu akıl dışı politikalardır ve Türk lirasını pul edip elin eline avuç açtıran bu tablo ne geçmiş hükümetlerin ne de coğrafyanın suçudur doğrudan doğruya liyakatsizliğin ve cehaletin eseridir tüm bunlar yetmezmiş gibi koltuk ikbalini her türlü milli değerin üstünde tutan bu zihniyet Türklük şuurunu ve bağımsızlık sembollerini hedef alarak okul çağındaki çocuklarımızın milli bilincini aşılayan Andımızı bir çırpıda kaldırmış cumhuriyetin tüm simgelerini itibarsızlaştırmaya çalışmıştır dahası vatanın birliğini ve bölünmez bütünlüğünü hiçe sayarak çözüm süreci adı altında elinde binlerce masumun kanı olan pkk’lı teröristlerle masaya oturacak kadar ileri gitmiş terör örgütünü muhatap alıp devletin haysiyetini ayaklar altına almıştır şehitlerimizin kemiklerini sızlatan bu kirli pazarlıklar ve terör hamileriyle yürütülen müzakereler milletin milli hassasiyetlerini çiğneyip geçerken sınırları yol geçen hanına çevirmiş ve ülkenin hem bekasını hem de toplumsal huzurunu geri dönülmez bir yıkıma sürüklemiştir uyumaya devam edin Milletin yıllardır dillerine pelesenk ettiği cehalet ürünü komplo teorilerini ve o iki bin yirmi üç uydurmalarını büyük bir meziyetmiş gibi anlatıp duran bu zihniyetin tarih ve hukuk bilmezliği gerçekten akıllara zarardır zira Lozan Barış Antlaşması yüz yıllık bir kullanım süresi olan ya da iki bin yirmi üçte son bulup gizli maddeleri devreye girecek bir metin olmadığı gibi Türkiye’nin kendi madenlerini çıkarmasını engelleyen tek bir satır dahi barındırmamaktadır üstelik boğazlar üzerindeki tam egemenliğimiz ve söz hakkımız daha 1936 Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile perçinlenip tamamen devletimizin kontrolüne geçmişken Lozan güncellenecek boğazları elimize alacağız naraları atmak tarihi kahvehane dedikodularından öğrenmenin ve hamasetle milletin aklıyla dalga geçmenin en yalın örneğidir birde utanmadan İmparatorluğun enkazından kanla çekilip çıkarılan bir Milli Mücadele zaferini ve onun hukuki belgesi olan Lozan’ı masa başı dedikodularıyla içki masası söylemine indirgemek tarihsel gerçekliklerle bağdaşmaktan çok büyük bir yanılgıdır zira Sevr Antlaşması ile fiilen parçalanmış, ordusu dağıtılmış ve kapitülasyonlarla eli kolu bağlanmış bir ülkenin bağımsızlığı, masada yürütülen son derece çetin bir diplomasi mücadelesiyle tescil edilmiştir. Lozan; süresi olmayan, gizli maddeler içermeyen ve ülkenin kendi kaynaklarını kullanmasını engellemeyen, uluslararası alanda kabul görmüş kurucu bir antlaşmadır; Boğazlar üzerindeki tam egemenliğimiz de zaten 1936 Montrö Sözleşmesi ile net bir şekilde sağlanmıştır. Dolayısıyla kulaktan dolma komplo teorileri ve sığ söylemler üzerinden Lozan'ı veya kurucu kadroları hedef almak yerine, tarihi belgelere ve hukuki metinlere dayanarak okumak gerçekleri anlamanın tek yoludur.
Mesaj otomatik olarak birleştirildi:


Emirhan hala aynı görüştemisin bence sana yazık kafana diyebilirmiyiz :D BOPun ne olduğunu öğrendin mi :D ülkeyi nasıl uçuruma sürüklediklerini şimdi öğrendinmi.
Özelleştirme karşıtı kafatascı "AnDıMıZı kAlDırDılAr MoRuQ" kafasında Atatürk'ü anlamamış tiplersiniz yazık.
 
Özelleştirme karşıtı kafatascı "AnDıMıZı kAlDırDılAr MoRuQ" kafasında Atatürk'ü anlamamış tiplersiniz yazık.
Atatürk’ün tam bağımsızlık ilkesini ve antiemperyalist duruşunu zerre anlamamış birinin kalkıp bana Atatürkçülük dersi vermeye çalışması senin nasıl bir cehalet ve şuursuzluk çukurunda battığının en açık kanıtıdır çünkü cumhuriyetin kanla kurulan stratejik fabrikalarını limanlarını ve üretim tesislerini yabancı sermayeye peşkeş çekmeyi ilericilik sanan senin o teslimiyetçi kafan ile yıllardır bu ülkenin milli ve laik yapısını altüst eden siyasal islamcı zihniyet aynı madalyonun iki farklı yüzüdür bir yanda cumhuriyetin tüm üretim kalelerini babalar gibi satarız diyerek yabancılara peşkeş çeken ve özelleştirme adı altında ülkeyi dışa bağımlı kılan tüccar mantığı diğer yanda andımız gibi milli bilinci diri tutan değerleri kaldırıp Türklük şuurunu yok etmeye çalışan siyasal islamcı tahribat varken sen tutmuş bana laf yetiştirmeye kalkıyorsun Atatürk’ün devletçilik ilkesini iktisadi bağımsızlık anlayışını ve Türk milletinin onurunu hiçe sayan siyasal islamın ve onunla iş tutan küresel sermaye sevdalılarının bu ülkeyi getirdiği uçurumu görmezden gelip bir de utanmadan Atatürk adının arkasına saklanman tam bir ikiyüzlülük ve akıl tutulmasıdır ne yazdığımı okuyup anlayacak zekan var ne de siyasal islamcıların ve özelleştirme sevdalılarının cumhuriyet kurumlarına verdiği o devasa zararı görecek basiretin sırf kışkırtmak için boş yapıp kendini rezil ederken asıl acınacak cahil ve zavallı durumda olanın sen olduğunu herkes görüyor.
Mesaj otomatik olarak birleştirildi:

Özelleştirme karşıtı kafatascı "AnDıMıZı kAlDırDılAr MoRuQ" kafasında Atatürk'ü anlamamış tiplersiniz yazık.
Buna kafatascı demek ancak senin gibilere yakışır sen Türk ve Atatürk düşmanı bu ülkeyi asla ve asla sevmiyorsun yazıklar olsun size.
 
konu sahibinin fikirleri baştan aşağı yanlış
Mesaj otomatik olarak birleştirildi:

Buna kafatascı demek ancak senin gibilere yakışır sen Türk ve Atatürk düşmanı bu ülkeyi asla ve asla sevmiyorsun yazıklar olsun size.
liboşa laf anlatamazsın
 
Yeni mesajlar Yeni Konu Aç  

SON KONULAR

Forum istatistikleri

Konular
1,242,918
Mesajlar
11,310,675
Üyeler
204,011
Son üye
13245
Geri
Top