Manyetosfer Kuran Mucizeleri 27

Muhyiddin İbnü'l-Arabi

Cezalı
80+ Bronze
Katılım
12 Mart 2022
Mesajlar
532
Reaksiyon skoru
501
Manyetosfer
Astronomi - Orta Düzey


Kozmik radyasyona karşı kalkan.
Kur’an’da Dünya’nın koruyucu bir kalkanı olduğu anlatılır. Şüpheciler, Kur’an’ı yazanın hata yaptığını iddia eder: Dünya, hiçbir şey yapmayan bir boşlukla çevrilidir. Bugün bilim insanları, Dünya’nın kozmik radyasyondan koruyan görünmez bir manyetik alana sahip olduğunu doğrulamaktadır.


Dünya’nın, meteoritler ve küçük enkaz bombardımanına karşı koruyan görünür bir atmosferi vardır. Ancak Dünya’nın bir de, “Manyetosfer” adı verilen ve onu kozmik radyasyondan koruyan görünmez bir manyetik alanı vardır.


“Manyetosfer


Dünya gibi etkin manyetosferlere sahip gezegenler, Güneş radyasyonunun veya kozmik radyasyonun etkilerini azaltma ya da engelleme yeteneğine sahiptir; bu da tüm canlı organizmaları, potansiyel olarak zararlı ve tehlikeli sonuçlardan korur.”


Wikipedia, Manyetosfer, 2018.

1768639757865.webp

Bu manyetik alan olmasaydı, Dünya yüzeyinde yaşam imkânsız olurdu. Bu yakın zamanda biliniyordu; ancak bu, keşfedilmeden 1400 yıl önce Kur’an’da tasvir edilmiştir.


Kur’an 21:32
Biz göğü korunmuş bir tavan yaptık; onlar ise onun ayetlerinden yüz çeviriyorlar.


٣٢ وَجَعَلْنَا السَّمَاءَ سَقْفًا مَحْفُوظًا ۖ وَهُمْ عَنْ آيَاتِهَا مُعْرِضُونَ


“Korunmuş tavan” (سَقْفًا مَحْفُوظًا) ifadesi, atmosferin kendisinin korunmuş olduğunu gösterir. “Koruyucu tavan” denildiğinde atmosferin bizi koruduğu anlaşılır; fakat Kur’an “korunmuş tavan” (سَقْفًا مَحْفُوظًا) diyerek, atmosferin bizzat kendisinin de korunduğunu ifade eder.


Görünür atmosfer, Dünya’yı meteoritlerden ve küçük enkaz bombardımanından korur. Fakat bu ayette neden “korunmuş tavan” denildiğini anlamak için Mars’a bakmak gerekir. Mars’ın da bir atmosferi vardı; ancak manyetik alanı olmadığı için atmosferini kaybetti. Buna karşılık Dünya’nın atmosferi, bu görünmez manyetik alan tarafından korunmaktadır. İşte bu yüzden ayette “korunmuş tavan” denmiştir; çünkü bu atmosfer (bizim görünür kalkanımız) aynı zamanda korunmaktadır.


1400 yıl önce yaşamış okuma yazma bilmeyen bir adam, manyetosfer hakkında nasıl bilgi sahibi olabilirdi?


1- İNCİLDE 35 HATA https://forum.donanimarsivi.com/konu/incildeki-35-hata-yakinda-100-kuran-bilimsel-kanitini-paylasacagim.1196461/
2- MUCİZE 1 KÜTLE ÇEKİM DALGALARI: https://forum.donanimarsivi.com/konu/kutlecekim-dalgalari-kuran-mucize-1.1196481/
3- İlkel Duman Kuran Mucizeleri 2 https://forum.donanimarsivi.com/konu/ilksel-ilkel-duman-kuran-mucizesi-2.1196493/
4- Ebced Rakamları Kuran Mucizeleri 3 https://forum.donanimarsivi.com/konu/ebced-rakamlari-kuran-mucizeleri-3.1196504/
5-Sirius ışık yılı ve yarıçap Kuran Mucizeleri 4 https://forum.donanimarsivi.com/kon...zaklik-ve-yaricap-kuran-mucizeleri-4.1196521/
6-Euler TANRI formülü Kuran Mucizeleri 5 https://forum.donanimarsivi.com/konu/euler-tanri-formulu-kuran-mucizeleri-5.1196582/
7-Rahim Astarı Kuran Mucizeleri 6 https://forum.donanimarsivi.com/konu/rahim-astari-kuran-mucizeleri-6.1196602/
8-Celsius Erime Kuran Mucizeleri 7 https://forum.donanimarsivi.com/konu/celsius-kuran-mucizesi-7.1196677/
9-Cinsiyet Kuran mucizeleri 8 https://forum.donanimarsivi.com/konu/cinsiyet-kuran-mucizeleri-8.1196795/
10-SüperİyonikSu Kafir Kuran mucizeleri 9 https://forum.donanimarsivi.com/konu/superiyonik-su-kafir-icecegi-kuran-mucizeleri-9.1197675/
11-Viskozite Kuran Mucizeleri 10 https://forum.donanimarsivi.com/konu/viskozite-kuran-mucizeleri-10.1197679/
12- AMD Kuran Mucizeleri 11 https://forum.donanimarsivi.com/konu/amd-kuran-mucizeleri-11.1197686/
13-Galaxy Filamentleri Kuran Mucizeleri 12 https://forum.donanimarsivi.com/konu/galaxy-filamentleri-kuran-mucizeleri-12.1197722/
14-Karanlık Enerji Kuran Mucizeleri 13 https://forum.donanimarsivi.com/konu/karanlik-enerji-kuran-mucizeleri-13.1197826/
15-Buhar Patlamaları Kuran Mucizeleri 14 https://forum.donanimarsivi.com/konu/buhar-patlamalari-lav-deniz-kuran-mucizeleri-14.1197907/
16-Çene Secdesi Kuran Mucizeleri 15 https://forum.donanimarsivi.com/konu/cene-secdesi-kuran-mucizeleri-15.1198140/
17- Haman Kuran Mucizeleri 16 https://forum.donanimarsivi.com/konu/haman-misir-bilimi-kuran-mucizeleri-16.1198326/
18- Orografik Etki Kuran Mucizeleri 17 https://forum.donanimarsivi.com/konu/orografik-etki-kuran-mucizeleri-17.1198433/
19- Donma Ayrışması Kuran Mucizeleri 18 https://forum.donanimarsivi.com/konu/donma-ayrismasi-tas-kalplilere-kuran-mucizeleri-18.1198612/
20- Pulsarlar Kuran Mucizeleri 19 https://forum.donanimarsivi.com/konu/pulsarlar-kuran-mucizeleri-19.1198758/
21-Gelgit Kilitlenmesi Kuran Mucizeri 20 https://forum.donanimarsivi.com/konu/gelgit-kilitlenmesi-kuran-mucizeleri-20.1198879/
22-Çarmıha Germe Kuran Mucizeleri 21 https://forum.donanimarsivi.com/konu/carmiha-germe-firavun-kuran-mucizeleri-21.1199016/
23-Takvim Kuran Mucizeleri 22 https://forum.donanimarsivi.com/konu/gunes-ve-ay-takvimi-kuran-mucizeleri-22.1199181/
24-En Alçak Nokta Kuran Mucizeleri 23 https://forum.donanimarsivi.com/konu/dunyadaki-en-alcak-kara-noktasi-kuran-mucizeleri-23.1199341/
25-İnsan Embriyosu Kuran Mucizeleri 24 https://forum.donanimarsivi.com/konu/insan-embriyosu-kuran-mucizeleri-24.1199459/
26-Kargalar Cinayet Kuran mucizeleri 25 https://forum.donanimarsivi.com/konu/kargalar-cinayet-toren-kuran-mucizeleri-25.1199661/
27-SivriSinekparazit Kuran Mucizeleri 26 https://forum.donanimarsivi.com/konu/sivri-sinegin-kanini-emen-parazit-kuran-mucizeleri-26.1199727/
28-Manyetosfer Kuran Mucizeleri 27 https://forum.donanimarsivi.com/konu/manyetosfer-kuran-mucizeleri-27.1199756/
29-Pi Kuran Mucizeleri 28 https://forum.donanimarsivi.com/konu/pi-kuran-mucizeleri-28.1200013/
30-Kilometre+Metre Kuran Mucizeleri 29-30 https://forum.donanimarsivi.com/konu/kilometre-metre-2mucize-kuran-mucizeleri-29-30.1200029/
31-Hidrojen-Güneş Kuran Mucizeleri 31 https://forum.donanimarsivi.com/konu/hidrojen-gunes-kuran-mucizeleri-31.1200330/
32-Firavun için Yas Kuran Mucizeleri 32 https://forum.donanimarsivi.com/konu/firavun-icin-tutulan-yas-kuran-mucizeleri-32.1200331/
33-Bulutların Ağırlığı Kuran Mucizeleri 33 https://forum.donanimarsivi.com/konu/bulutlarin-agirligi-kuran-mucizeleri-33.1200661/
34-İç Dağlar Kuran Mucizeleri 34 https://forum.donanimarsivi.com/konu/ic-daglar-kuran-mucizeleri-34-hassas-notu-oku.1200665/
35-Yıldızların Salınımı Kuran Mucizeleri 35 https://forum.donanimarsivi.com/konu/yildizlarin-salinimi.1201033/#10807379-Yldzlarn+Salnm
36-Rayleigh Saçılması Kuran Mucizeleri 36 https://forum.donanimarsivi.com/konu/rayleigh-sacilmasi-kuran-mucizeleri-36.1201039/
37-İşçi Karıncalar Dişidir Kuran Mucizeleri 37 https://forum.donanimarsivi.com/konu/isci-karincalar-disidir-kuran-mucizeleri-37.1201267/
38-Dış İskelet (Exoskeleton) Kuran Mucizeleri 38 https://forum.donanimarsivi.com/konu/dis-iskelet-exoskeleton-kuran-mucizeleri-38.1201268/
 
Son düzenleme:
1. Olay Gaz Değil, Beton Tavan Algısı! Kral, o devirdeki adam kafasını kaldırdığında bugünkü gibi gazlardan oluşan bir atmosfer, uzay boşluğu falan görmüyor ki. Adam gökyüzünü bildiğin "çadır" gibi, "kubbe" gibi, "tavan" gibi katı bir cisim sanıyor.Bak Kur'an'ın başka ayetine (Hac 65): "Göğü, izni olmaksızın yerin üzerine düşmekten alıkoyar." diyor.Yahu gaz kütlesi, atmosfer yere "düşer" mi? Düşmez. Ama sen orayı beton bir tavan zannedersen, "Vay be, direği de yok, nasıl düşmüyor bu? Demek ki biri tutuyor/koruyor" dersin. Yani o ayetteki "tavan" benzetmesi, o dönemin ilkel evren anlayışı. Manyetosferle falan alakası yok, adamlar göğü katı sanıyor mevzu bu.

2. Kimden Korunuyor Bu Tavan? Radyasyondan mı, Şeytandan mı? Ayette geçen "korunmuş" (mahfuz) lafını alıp "Hah, kozmik radyasyon!" diye yapıştırmak çok modern bir hile. Kur'an'ın bütünlüğüne bakarsan o göğün neyden korunduğu kabak gibi ortada.Hicr Suresi 17. ayete bak kral: "Biz onu (göğü), kovulmuş her şeytandan koruduk."Saffat Suresi 7. ayete bak: "Biz yakın göğü... her inatçı şeytandan koruduk."

Mevzu şu: O zamanki inanışa göre şeytanlar/cinler yukarı çıkıp meleklerin konseyinden "haber çalmaya" (kulak hırsızlığına) çalışıyor. Allah da onları "koruyor", yani yaklaştırmıyor, taş (meteor) atıyor kafalarına. Olay tamamen mitolojik bir koruma. Sen tutup buna "Van Allen kuşakları" dersen, metne ihanet edersin. Adam "şeytan girmesin diye korudum" diyor, sen "radyasyon girmesin diye" anlıyorsun.

3. Mars Mevzusu Tam Bir Zorlama"Mars'ın manyetik alanı yoktu atmosferi gitti, Dünya'nınki duruyor, işte ayet bunu bildi..."Yapma kral, gözünü seveyim. 1400 sene önceki Arap çölündeki adamın Mars'ın atmosferik erozyonundan haberi olabilir mi? Adamlar göğü "düşmesin diye tutulan", "şeytanlar girmesin diye beklenen" bir çatı olarak görüyor. "Atmosferin kendisi korunuyor" yorumu, bugünkü bilimsel bilgiyi alıp zorla ayetin içine sokuşturmaktır.

Özetle Kral:Bu "manyetosfer" işi, metni eğip büküp bugüne uydurma çabası. Ortada bir mucize yok. O dönemki insan gökyüzüne bakmış, "Bu koca tavan başımıza yıkılmıyor, şeytanlar da yukarı çıkamıyor, demek ki korunuyor" demiş. Hepsi bu. Bilimi bu eski hikayelere yamamaya gerek yok, bilim kendi yolunda güzel.
 
Bu adam gizliden ateist ama bunu kanıtlayamıyorum
Alıntıyı görüntüle
Ya kendisi troll ya da kaynak olarak kullandığı linkler. Bu tür mucize yalanlarını biliyorum ama hiçbiri dozunu kaçırıp saçmalığı açığa çıkaracak cinsten değil. Yani yapan kasıtlı yapıyor.
 
1. Olay Gaz Değil, Beton Tavan Algısı! Kral, o devirdeki adam kafasını kaldırdığında bugünkü gibi gazlardan oluşan bir atmosfer, uzay boşluğu falan görmüyor ki. Adam gökyüzünü bildiğin "çadır" gibi, "kubbe" gibi, "tavan" gibi katı bir cisim sanıyor.Bak Kur'an'ın başka ayetine (Hac 65): "Göğü, izni olmaksızın yerin üzerine düşmekten alıkoyar." diyor.Yahu gaz kütlesi, atmosfer yere "düşer" mi? Düşmez. Ama sen orayı beton bir tavan zannedersen, "Vay be, direği de yok, nasıl düşmüyor bu? Demek ki biri tutuyor/koruyor" dersin. Yani o ayetteki "tavan" benzetmesi, o dönemin ilkel evren anlayışı. Manyetosferle falan alakası yok, adamlar göğü katı sanıyor mevzu bu.

2. Kimden Korunuyor Bu Tavan? Radyasyondan mı, Şeytandan mı? Ayette geçen "korunmuş" (mahfuz) lafını alıp "Hah, kozmik radyasyon!" diye yapıştırmak çok modern bir hile. Kur'an'ın bütünlüğüne bakarsan o göğün neyden korunduğu kabak gibi ortada.Hicr Suresi 17. ayete bak kral: "Biz onu (göğü), kovulmuş her şeytandan koruduk."Saffat Suresi 7. ayete bak: "Biz yakın göğü... her inatçı şeytandan koruduk."

Mevzu şu: O zamanki inanışa göre şeytanlar/cinler yukarı çıkıp meleklerin konseyinden "haber çalmaya" (kulak hırsızlığına) çalışıyor. Allah da onları "koruyor", yani yaklaştırmıyor, taş (meteor) atıyor kafalarına. Olay tamamen mitolojik bir koruma. Sen tutup buna "Van Allen kuşakları" dersen, metne ihanet edersin. Adam "şeytan girmesin diye korudum" diyor, sen "radyasyon girmesin diye" anlıyorsun.

3. Mars Mevzusu Tam Bir Zorlama"Mars'ın manyetik alanı yoktu atmosferi gitti, Dünya'nınki duruyor, işte ayet bunu bildi..."Yapma kral, gözünü seveyim. 1400 sene önceki Arap çölündeki adamın Mars'ın atmosferik erozyonundan haberi olabilir mi? Adamlar göğü "düşmesin diye tutulan", "şeytanlar girmesin diye beklenen" bir çatı olarak görüyor. "Atmosferin kendisi korunuyor" yorumu, bugünkü bilimsel bilgiyi alıp zorla ayetin içine sokuşturmaktır.

Özetle Kral:Bu "manyetosfer" işi, metni eğip büküp bugüne uydurma çabası. Ortada bir mucize yok. O dönemki insan gökyüzüne bakmış, "Bu koca tavan başımıza yıkılmıyor, şeytanlar da yukarı çıkamıyor, demek ki korunuyor" demiş. Hepsi bu. Bilimi bu eski hikayelere yamamaya gerek yok, bilim kendi yolunda güzel.
güzel ıkınma çabası değerli dostum (gerekli kanıtlarla alt tarafta cevap verilmiştir.)

Şahsın dil bildiğini zannedip aklınız karışmasın diye, sayfa 3’teki yorumu buraya da eklemek zorundayım. Çünkü gerçekten cevap verme gereksinimi doğdu. Arkadaş, bilmediği bir dil üzerinden sanki o dilin üstadıymış gibi laf çeviriyor. Biz dil bilgisiyle şuraya kanıtımızı koyalım, sonra onun cevaplarını umursamayalım.

“جَعَلَ” fiilinin gramer yapısı (en kritik nokta)

Arapçada جَعَلَ fiili çoğu zaman iki mef’ûl (iki nesne) alır:
:::: جعلنا (X) (Y) = “X’i Y yaptık / X’i Y kıldık”
Bu ayette:


  • السَّمَاءَ =1. mef’ûl (neyi yaptık?)
  • سَقْفًا = 2. mef’ûl (ne yaptık?)

Yani kelime kelime:
:::::: وَجَعَلْنَا السَّمَاءَ سَقْفًا
= “Göğü/semayı tavan/çatı yaptık.”
Bu, “gökyüzü bize tavan gibi” anlamını gramerle netleştiriyor.



مَحْفُوظًا kelimesi:
**نعت (sıfat)**tır
سَقْفًا kelimesini niteler
İkisi de mansûb gelir: سقفًا محفوظًا (ikisi de “-an”)

Bu şu demektir:
“Korunmuş bir tavan”
Ve burada asıl bomba ayrım geliyor:


Arapçada:

حافِظٌ (hâfız) = koruyan (اسم فاعل / etken)
مَحْفوظٌ (mahfûz) = korunan / muhafaza edilen (اسم مفعول / edilgen)
Ayet “حافظًا” demiyor.
“سقفًا حافظًا” deseydi: “Koruyan bir tavan” olurdu.


Ama ayet diyor ki:
:::::::::: سقفًا محفوظًا = “Korunmuş bir tavan”
Yani sadece “bizi koruyan bir tavan” değil,
kendisi de korunuyor / muhafaza ediliyor.
Bu gramer farkı çok büyük. (keşke bilseydin böyle gereksiz çürüttüm masallarına yatmazdın.)


السَّمَاء kelimesi Arapçada köken olarak “yükseklik”tir ve sadece “bulut” değildir.
سماء = “üstte olan her şey / yukarı katman”
Bu yüzden “semâ” şunları kapsayabilir:
atmosfer katmanları
gök kubbe / uzay çevresi
Dünya’yı saran üst bölge (görünmez alanlar dahil)
Manyetosfer zaten gökte/üstte, Dünya’yı saran görünmez bir kalkan olduğu için “semâ” kavramının içine rahatça girer.


Şimdi mantığı Arapça üzerinden kuruyoruz:


Ayetin lafzı:
:::: korunan bir tavan (سقف محفوظ)
Bu, “tavanın kendisinin korunması” fikrini doğurur.


Atmosfer:

meteorların çoğunu yakar
canlılar için yaşanabilir ortam sağlar

Ama ayetin dediği daha ince:
“Bu tavan mahfûz = korunmuş.”

İşte bu noktada “mahfûz” kelimesi çok anlamlı oluyor:
Atmosfer koruyucu bir tavan
Ama ayet onu korunan bir tavan diye anlatıyor
Atmosferin “korunması” fikriyle en uyumlu modern mekanizma:
Manyetosfer (atmosferin ve canlılığın korunmasına hizmet eden görünmez kalkan)
Yani Arapça mantık şu:
Semâ = tavan
Tavan = mahfûz (korunmuş)

→ O tavanı “koruyan” ilave bir muhafaza düzeni vardır.

“وَهُمْ عَنْ آيَاتِهَا مُعْرِضُونَ” kısmı (işaret/ayet vurgusu)
Son cümle:
هُمْ = onlar (mübteda)
مُعْرِضُونَ = yüz çevirenler (haber)
عَنْ آيَاتِهَا = onun ayetlerinden/işaretlerinden
Yani:
::: “Onun (semânın) işaretlerinden yüz çeviriyorlar.”


Bu da “semâ”nın içinde işaret/kanıt niteliği taşıyan düzenler olduğunu vurgular.
manyetosfer gibi görünmez koruyucu sistemlerle uyumlu olduğu ortaya çıkar.
 
Son düzenleme:
güzel ıkınma çabası değerli dostum
"Dostum, 'ıkınma' arıyorsan aynaya bakacaksın. Neden mi?

Ben metinde yazanı söylüyorum, sen metinde yazmayanı hayal ediyorsun.

  1. Tavan mı, Kalkan mı?Ayette geçen kelime 'Sakf' (Tavan/Çatı). Evin tavanı gibi. Yazar diyor ki; 'Tepnizde bir tavan var, düşmesin diye tutuyorum.' (Hac 65).Sana soruyorum kral: Manyetosfer veya atmosfer 'yere düşebilecek' katı bir şey mi? Hayır.Ama senin kitabın, göğün 'parçalar halinde' (Kisfen - Tur 44) insanların üzerine düşebileceğini iddia ediyor. Gaz kütlesi veya manyetik alan 'parça parça' düşer mi? Düşmez. Demek ki yazar göğü, bildiğin beton gibi, taş gibi KATI bir cisim sanıyor. Sen şimdi kalkmış bu 'katı tavan' tasvirinden, modern bilimin 'görünmez manyetik alanını' çıkarmaya çalışıyorsun. İşte asıl ıkınma, asıl zorlama budur.
  2. Kimi Kimden Koruyor?Kur'an'da o 'korunmuş tavan' ne işe yarıyor, açıkça yazıyor (Mülk 5, Saffat 7): Şeytanlara mermi (yıldız) atmaya yarıyor! Siz tutmuşsunuz 'Meleklerin meclisinden laf dinlemeye gelen şeytanları kovalayan' mitolojik koruma sistemini, 'Güneş radyasyonunu engelleyen manyetosfer' diye yutturmaya çalışıyorsunuz.Şeytan = Radyasyon mu? Kayan yıldızlar = Manyetik alan çizgileri mi?
Bırakalım bu 'bilimsel mucize' makyajlarını. Metin ortada: Yazar göğü katı bir kubbe sanıyor, cinler geçmesin diye bekçi diktiğini söylüyor. Bunu 'manyetosfer' diye pazarlamak, antik mitolojiye bilim aşısı yapmaya çalışmaktır. Yemezler."
 
"Dostum, 'ıkınma' arıyorsan aynaya bakacaksın. Neden mi?

Ben metinde yazanı söylüyorum, sen metinde yazmayanı hayal ediyorsun.

  1. Tavan mı, Kalkan mı?Ayette geçen kelime 'Sakf' (Tavan/Çatı). Evin tavanı gibi. Yazar diyor ki; 'Tepnizde bir tavan var, düşmesin diye tutuyorum.' (Hac 65).Sana soruyorum kral: Manyetosfer veya atmosfer 'yere düşebilecek' katı bir şey mi? Hayır.Ama senin kitabın, göğün 'parçalar halinde' (Kisfen - Tur 44) insanların üzerine düşebileceğini iddia ediyor. Gaz kütlesi veya manyetik alan 'parça parça' düşer mi? Düşmez. Demek ki yazar göğü, bildiğin beton gibi, taş gibi KATI bir cisim sanıyor. Sen şimdi kalkmış bu 'katı tavan' tasvirinden, modern bilimin 'görünmez manyetik alanını' çıkarmaya çalışıyorsun. İşte asıl ıkınma, asıl zorlama budur.
  2. Kimi Kimden Koruyor?Kur'an'da o 'korunmuş tavan' ne işe yarıyor, açıkça yazıyor (Mülk 5, Saffat 7): Şeytanlara mermi (yıldız) atmaya yarıyor! Siz tutmuşsunuz 'Meleklerin meclisinden laf dinlemeye gelen şeytanları kovalayan' mitolojik koruma sistemini, 'Güneş radyasyonunu engelleyen manyetosfer' diye yutturmaya çalışıyorsunuz.Şeytan = Radyasyon mu? Kayan yıldızlar = Manyetik alan çizgileri mi?
Bırakalım bu 'bilimsel mucize' makyajlarını. Metin ortada: Yazar göğü katı bir kubbe sanıyor, cinler geçmesin diye bekçi diktiğini söylüyor. Bunu 'manyetosfer' diye pazarlamak, antik mitolojiye bilim aşısı yapmaya çalışmaktır. Yemezler."
özele gel arapça bilgini sınayalım ne dersin? hangi siteden kopyaladıysan orası ile iletişime geç
heralde incil okudun veya en alt satırlardaki bir mealden aldın yıldız kelimesini.
dil bilgisi olmayan arkadaşlarada konuyu çarptırıp yedirmeye çalışma lütfen şahsen ben görür görmez saygım sonsuz ama bu ne yazmış dedim yani

٣٢ وَجَعَلْنَا السَّمَاءَ سَقْفًا مَحْفُوظًا ۖ وَهُمْ عَنْ آيَاتِهَا مُعْرِضُونَ
And We made the sky a protected ceiling; yet they turn away from its wonders.

ben meal kullanmıyorum 3-5 paylaşımım hariç mealde göremezsin. bu sebeple hata oranı %1 den az ki gözümden kaçan yerleri daha iyi dil bilgisine sahip arkadaşlar özelden yazıyorda düzeltiyoruz şükür.
 
Son düzenleme:
"Dostum, 'ıkınma' arıyorsan aynaya bakacaksın. Neden mi?

Ben metinde yazanı söylüyorum, sen metinde yazmayanı hayal ediyorsun.

  1. Tavan mı, Kalkan mı?Ayette geçen kelime 'Sakf' (Tavan/Çatı). Evin tavanı gibi. Yazar diyor ki; 'Tepnizde bir tavan var, düşmesin diye tutuyorum.' (Hac 65).Sana soruyorum kral: Manyetosfer veya atmosfer 'yere düşebilecek' katı bir şey mi? Hayır.Ama senin kitabın, göğün 'parçalar halinde' (Kisfen - Tur 44) insanların üzerine düşebileceğini iddia ediyor. Gaz kütlesi veya manyetik alan 'parça parça' düşer mi? Düşmez. Demek ki yazar göğü, bildiğin beton gibi, taş gibi KATI bir cisim sanıyor. Sen şimdi kalkmış bu 'katı tavan' tasvirinden, modern bilimin 'görünmez manyetik alanını' çıkarmaya çalışıyorsun. İşte asıl ıkınma, asıl zorlama budur.
  2. Kimi Kimden Koruyor?Kur'an'da o 'korunmuş tavan' ne işe yarıyor, açıkça yazıyor (Mülk 5, Saffat 7): Şeytanlara mermi (yıldız) atmaya yarıyor! Siz tutmuşsunuz 'Meleklerin meclisinden laf dinlemeye gelen şeytanları kovalayan' mitolojik koruma sistemini, 'Güneş radyasyonunu engelleyen manyetosfer' diye yutturmaya çalışıyorsunuz.Şeytan = Radyasyon mu? Kayan yıldızlar = Manyetik alan çizgileri mi?
Bırakalım bu 'bilimsel mucize' makyajlarını. Metin ortada: Yazar göğü katı bir kubbe sanıyor, cinler geçmesin diye bekçi diktiğini söylüyor. Bunu 'manyetosfer' diye pazarlamak, antik mitolojiye bilim aşısı yapmaya çalışmaktır. Yemezler."

Bunlar biz yiyelim diye değil zaten. 7 milyarlık dünyada Allahını seven 999 trilyon kişi arayan Facebook grupları için.
 
Bunlar biz yiyelim diye değil zaten. 7 milyarlık dünyada Allahını seven 999 trilyon kişi arayan Facebook grupları için.
"Dostum, 'ıkınma' arıyorsan aynaya bakacaksın. Neden mi?

Ben metinde yazanı söylüyorum, sen metinde yazmayanı hayal ediyorsun.

  1. Tavan mı, Kalkan mı?Ayette geçen kelime 'Sakf' (Tavan/Çatı). Evin tavanı gibi. Yazar diyor ki; 'Tepnizde bir tavan var, düşmesin diye tutuyorum.' (Hac 65).Sana soruyorum kral: Manyetosfer veya atmosfer 'yere düşebilecek' katı bir şey mi? Hayır.Ama senin kitabın, göğün 'parçalar halinde' (Kisfen - Tur 44) insanların üzerine düşebileceğini iddia ediyor. Gaz kütlesi veya manyetik alan 'parça parça' düşer mi? Düşmez. Demek ki yazar göğü, bildiğin beton gibi, taş gibi KATI bir cisim sanıyor. Sen şimdi kalkmış bu 'katı tavan' tasvirinden, modern bilimin 'görünmez manyetik alanını' çıkarmaya çalışıyorsun. İşte asıl ıkınma, asıl zorlama budur.
  2. Kimi Kimden Koruyor?Kur'an'da o 'korunmuş tavan' ne işe yarıyor, açıkça yazıyor (Mülk 5, Saffat 7): Şeytanlara mermi (yıldız) atmaya yarıyor! Siz tutmuşsunuz 'Meleklerin meclisinden laf dinlemeye gelen şeytanları kovalayan' mitolojik koruma sistemini, 'Güneş radyasyonunu engelleyen manyetosfer' diye yutturmaya çalışıyorsunuz.Şeytan = Radyasyon mu? Kayan yıldızlar = Manyetik alan çizgileri mi?
Bırakalım bu 'bilimsel mucize' makyajlarını. Metin ortada: Yazar göğü katı bir kubbe sanıyor, cinler geçmesin diye bekçi diktiğini söylüyor. Bunu 'manyetosfer' diye pazarlamak, antik mitolojiye bilim aşısı yapmaya çalışmaktır. Yemezler."

bu 2 aşık arkadaşa kendi bilgimiz haricinde birde türk uzmanlardan cevap verelimde belki bir şeyi eleştirirken düzgün araştırmaya özen gösterirler özellikle tavan konusunda zira okuduklarını belki anlarlar ümidindeyiz. (zannetmiyorum ama yaşayan her şey öğrenebilir ümidindeyiz.)

İlkel akılla bakanların Kur’an’ın bu ifadesini ilkel bulmaları normaldir. Çünkü Kur’an’ın bütüncül bakışını kavramayacak kadar ön yargılı ve at gözlüklü olanların başka seçenekleri yoktur.

Kur’an’ın bu ifadesi, sonsuz bir ilim ve kudrete işaret etmek üzere bize şu mesajı veriyor: Milyonlarca cisimlerin, galaksilerin, sistemlerin ortak adı olan “gök”, havada, boşlukta, bir dayanağı olmadığı halde dönüp duruyor. Bu -âdeta- sonsuz ebatta olan göğün boşlukta durması, bir serçe kuşu gibi havada kanat çırpması ve yere düşmemesi, ancak Allah’ın sonsuz ilim ve kudretiyle mümkündür. Yoksa her zaman düşüp yerin üstüne kapanabilir. Son cümlenin, insanın aklına göre bir ifade olduğu düşünülmelidir.

Gök ifadesinden Güneş sistemini anlamak da mümkündür. Çünkü genel olarak insanların gökten anladığı dünyanın da içinde bulunduğu güneş sistemidir. Bu açıdan bakıldığında, ayetin açıkça itim ve çekim kanunlarına işaret ettiği görülmektedir. Çünkü Güneş sistemini ayakta tutan bu kanunlardır. Bu kanunları yapan, ancak bütün evreni bütün detaylarıyla dizayn edip düzenleyen bir ilim ve kudret sahibi olabilir ki o da ancak Allah’tır.

“Şüphesiz Allah gökleri ve yeri, yerinden kayıp yok olmaktan koruyan Allah’tır. Şayet onların onlar yerlerinden kayıp yok olmaya yüz tutarlarsa, onları Allah’tan başka kimse tutamaz.” (Fatır, 35/41)
mealindeki ayette ise, göklerin yanında yerküresinin de havada boşlukta olduğuna, Allah’ın iradesi olmazsa her an yerinden kayıp, yörüngesinden çıkabileceğine işaret edilmiştir. Başka bir ayette;

“Göğü de korunmuş bir tavan yaptık. Yine de onlar gökyüzünün âyetlerine aldırmıyorlar.” (Enbiya 21/32)
buyurularak, göğün bir tavan olduğuna dikkat çekilir. Bu ayetin ve soruda geçen ayetin, bazı ilmi buluşlara da işaret ettiği söylenebilir:

Dünyamıza uzaydan sadece gün ışığı gelmez. Onun yanı sıra, gerek Güneş'ten, gerekse uzayın başka yerlerinden, sürekli olarak X ve gama ışınları, kozmik ışınlar ve göktaşları gibi, öldürücü ışın ve maddeler yağar. Ancak bir yandan atmosferin yapısı, diğer yandan Dünyanın manyetik alanı, bu tür zararlı şeyleri ya eleyecek, yahut yönünü değiştirecek şekilde düzenlenmiş ve böylece yeryüzünde hayat son derece özenli bir şekilde koruma altına alınmıştır. Fakat bu mucize önlemlerden birine, kâşifine izafeten "Van Allen Radyasyon Kuşağı" adını veren insanlar, gökyüzünün âyetlerine aldırmıyor ve kendilerine yeri ve göğü hizmetkâr eden Rableri hakkında aynı kadirşinaslığı göstermekte zorlanıyorlar.

İşte Troposfer tabakası, yeryüzünden yükselen su buharının yoğunlaşıp yağış olarak yere geri dönmesini sağlarken, 25 km yükseklikteki Stratosferin alt tabakası olan Ozonosfer, uzaydan gelen radyasyon ve zararlı ultraviyole ışınlarını yansıtarak, yeryüzüne ulaşamadan uzaya geri dönmelerini sağlar.

İyonosfer tabakası da yeryüzünden yayınlanan radyo dalgalarını bir uydu gibi yeryüzünün farklı bölgelerine geri yansıtarak, telsiz konuşmalarının, radyo ve televizyon yayınlarının uzak mesafelerden izlenebilmesini sağlar. Manyetosfer tabakası ise, Güneş'ten ve diğer yıldızlardan yayılan zararlı radyoaktif parçacıkları, yeryüzüne ulaşmadan uzaya geri döndürür.

Şu yazıyı da okumanızı tavsiye ederiz:

Kainattaki Mucize Dinamik: Hız

Dünyamız kendi etrafındaki dönüşünü biraz daha yavaş gerçekleştirseydi ya da vücudunuzdaki kan şu andakinden biraz daha yavaş bir şekilde damarlarınızda dolaşsaydı ne olurdu? Peki ya Güneş'ten gelen ışık yeryüzüne bu kadar yüksek bir hızla ulaşmasaydı? Belki bu konular hakkında hiç düşünmemiş olabilirsiniz, ancak tüm bu olayların en uygun hızla gerçekleşiyor olması, hayatımızı sürdürebilmemiz için vazgeçilmez bir unsurdur.

Bizler hiç farkında değilken hem kendi vücudumuzda hem de çevremizde hayatımızı sürdürebilmemiz için gerekli olan işlemler, tam da olmaları gereken süratle gerçekleşirler. Bu hızı örneğin beyin hücrelerinin hızla birbirleriyle iletişim kurmalarında, gözden, kulaktan, burundan, dilden ve deriden gelen sinyallerin hızla elektrik sinyaline çevrilip sinir hücreleri aracılığıyla beyne ulaşmasında, bitkilerin fotosentez gibi son derece kompleks bir işlemi gerçekleştirmelerinde, bizden milyonlarca kilometre uzakta olan Güneş'in ışığının olağanüstü bir hızla bize ulaşmasında, sesin hızında ve daha pek çok olayda görebiliriz.

Bu işlemlerdeki olası bir saniyelik bir gecikme bile insanlara büyük zararlar verebilecekken böyle bir gecikme hiçbir zaman yaşanmaz. Tüm işlemler -Allah'ın izni ile- en uygun süratle, kusursuzca gerçekleşir. Bizler de bu sayede hayatımızı hiçbir aksaklık yaşamadan sürdürebiliriz.

Evrendeki Hız

Sürat Evrenin Yaratılışında Başlıyor: Atomdaki Hız

Yaşamdaki sürati öncelikle evrenin en küçük yapıtaşı olan atomda inceleyelim. Her atom, bir çekirdek ve çekirdeğin uzağındaki yörüngelerde dönen elektronlardan oluşmuştur. Çekirdeğin içinde ise proton ve nötron ismi verilen başka parçacıklar vardır. Elektronların atom çekirdeği çevresindeki dönüşleri, yörünge adı verilen yollarda, çok büyük bir düzen içinde ve hiç durmaksızın gerçekleşir. Elektronlar çok çeşitli hızlara sahip olabilirler. En güçlü mikroskopların bile göremeyeceği kadar küçük bir alanda dönüp-duran onlarca elektron, çekirdeğin çevresinde farklı yörüngelerde dönerler ve saniyede 1000 km. gibi olağanüstü bir hıza sahiptirler. Bu sürat, bir saniye içinde İstanbul'dan Antalya'ya gidebilmek anlamına gelir. Ayrıca bu yüksek hıza rağmen elektronlar birbirleriyle çarpışmazlar.

Gezegenlerin Dönüş Hızı

Güneş Sistemi'nin yapısını incelediğimizde, her detayda çok hassas bir denge ve ince bir ayar ile karşılaşırız. Eğer gezegenlerin dönüş hızları biraz daha yavaş olsaydı, o zaman bu gezegenler hızla Güneş'e doğru çekilirler ve sonunda Güneş tarafından büyük bir patlamayla yutulurlardı. Bunun tersi de mümkün olabilirdi. Eğer gezegenler daha hızlı dönselerdi, bu sefer de Güneş'in çekim gücü onları tutmaya yetmeyecek ve gezegenler uzaya savrulacaklardı.

Oysa çok hassas olan bu denge, her an her saniye kusursuz bir biçimde işlemektedir. Ayrıca söz konusu dengenin her gezegen için ayrı ayrı kurulmuş olduğuna da dikkat etmek gerekir. Çünkü gezegenlerin Güneş'e olan uzaklıkları da kütleleri de çok farklıdır. Bu nedenle, hepsinin ayrı birer dönüş hızı vardır.

Rabbimiz tüm yaşamsal faaliyetlerde muhteşem bir hız var etmiştir. Allah'ın dilemesiyle bir anda kesilebilecek olan bu sürat sayesinde tüm evren varlığını devam ettirir. Bir ayette Rabbimiz'in yarattığı tüm varlıklar üzerindeki sonsuz gücü şöyle bildirilmektedir:

"Şüphesiz Allah, gökleri ve yeri zeval bulurlar (yok olurlar) diye (her an kudreti altında) tutuyor. Andolsun, eğer zeval bulacak olurlarsa, kendisinden sonra artık kimse onları tutamaz. Doğrusu o, Halim'dir, bağışlayandır." (Fatır, 35/41)
Dünya'nın Dönüş Hızı

Dünya sadece 24 saatlik bir süre içinde kendi etrafındaki dönüşünü tamamlar ve bu sayede geceler ve gündüzler kısa sürer. Kısa sürdükleri için de gece ile gündüz arasındaki ısı farkı çok azdır. Dünya'nın kendi etrafındaki yüksek dönüş hızı yeryüzündeki ısının dengeli dağılımına yardımcı olur. Böylece pek çok canlının yaşayabileceği ideal ısı ortamı oluşur. Eğer bu hız gereken seviyede olmasaydı, canlılar için yeryüzü yaşanması olanaksız bir yer haline gelecekti.

Yağmur Damlasındaki Hız

Her yağmur damlası Allah'ın rahmeti ile yeryüzüne rahatsızlık vermeyecek bir hızda iner. Oysa yağmur damlası büyüklüğünde ve ağırlığında herhangi bir cisim, 1200 metreden bırakıldığında giderek hızlanır ve yere yaklaşık saatte 558 km. hızla düşer.

Ancak yağmur damlasının yeryüzüne iniş sürati saatte 8 ile 10 km. arasındadır. Yağmur damlalarını inceleyen araştırmacılar, bu damlaların atmosferin sürtünme etkisini artıran ve yere düşüşünü yavaşlatan bir şekle sahip olduğunu bulmuşlardır.

Eğer yağmur damlaları saatte 558 km. hızla gökten yağmış olsaydı, çarptığı her şeyi yıkacak ve Dünya üzerinde canlıların yaşaması imkânsız hale gelecekti.

Vücuttaki Hız

Gözdeki Hız


Siz bu cümleyi okuyup bitirinceye kadar gözünüzde yaklaşık yüz milyar (100.000.000.000) işlem yapıldı. Saatte 500 km hızla beyne mesaj ileten 600 bin sinirle beyne bağlı olan göz, aynı anda 1.5 milyon mesaj alıp bunları düzenler ve beyne gönderir.

Göze gelen ışık ışınları korneadan, gözbebeğinden ve ardından da mercekten geçer. Saydam tabakanın bükümlü üst yüzeyi ve mercek, ışınları kırar ve nesnenin (resmin) görüntüsü ters çevrildikten sonra retinaya ulaşır.

Işığa duyarlı hücreler (reseptörler; koni ve çubuk hücreler) ışığı elektrik sinyallerine çevirir ve sinir uçlarına uyarı olarak yollarlar. Retinadan gelen görüntü orjinaline göre baş aşağı durumda ve ters taraftadır. Ancak beyin yeniden yorum yaparak görüntünün düz olmasını sağlar. Bu elektriksel uyarılar beyne nesnenin çeşidi, büyüklüğü, rengi, uzaklığı hakkında haber götürürler ve tüm bu dizi işlemler saniyenin onda biri kadarlık bir sürede gerçekleşir. Görme gerçekleşirken bir saniyede meydana gelen işlem sayısı şu an mevcut hiçbir bilgisayarın yapamayacağı kadar yüksektir.

Kalpteki Hız

Bizler hiç farkında değilken vücudumuzdaki 100 trilyon hücre, damarlarımızda dolaşan kan ve tüm organlarımız muazzam bir hızla görevlerini yerine getirmektedirler.

Kalp dakikada 70 kere ve her yıl yaklaşık 37 milyon kereden fazla hareket eden bir kastır. Bir insanın ortalama hayatı boyunca ise yaklaşık 2.5 milyar vuruş yapar ve yaklaşık 300 milyon litre kan pompalar. Kalp, uyuduğunuz zaman bile saatte yaklaşık 340 litre kan pompalar. Bir başka deyişle kalbimiz bir arabanın yakıt deposunu saatte 9 kere doldurur. Bedensel hareketler sırasında, örneğin koşarken, temposunu daha da artırır ve saatte yaklaşık 2 bin 270 litre kan pompalar. Eğer kalp böyle hızlı çalışmasaydı ve bu kadar çok işi bu kadar kısa aralıklarda gerçekleştirmeseydi kan vücudun dört bir yanına gereken zamanda pompalanamayacak bu da tüm organların işlevlerini yapmasını engelleyecekti.

Kanın Pıhtılaşmasındaki Hız

Vücudun herhangi bir bölgesinde bir kanama olduğunda yaranın bulunduğu bölgedeki proteinler, enzimler ve hormonlar hızla kendi aralarında haberleşip pıhtılaşmayı sağlayacak mekanizmayı oluştururlar. İlk yardım trombosit adı verilen kan plakçıklarından gelir. "Von Willebrand" isminde bir protein ise, kaza yerini işaret ederek trombositleri gördüğünde önlerini keser ve olay yerinde durmalarını sağlar. Olay yerine gelen ilk trombosit, özel bir madde salgılayarak, diğer ekipleri olay yerine çağırır. Bu arada, vücutta yer alan 20'ye yakın enzim biraraya gelerek yaranın üzerinde trombin adında bir protein üretmeye başlar. Trombin sadece açık yaranın olduğu yerde üretilir. Bu proteinin üretimi tam zamanında başlamalı ve tam zamanında durdurulmalıdır. Başlama ve durdurma emrini trombini üreten enzimler kendi aralarında verirler.

Burada bahsedilen enzimler, proteinler, cansız, şuursuz, kör atomların farklı şekillerde dizilmelerinden oluşmuş yapılardır. Bunların her biri, yaralanma olayının en başından beri bir görev üstlenerek, en acil şekilde akan kanı durdurmak için organize olurlar, ilaç üretir gibi gerekli proteinleri üretirler, yardım için diğerlerine haber gönderirler, diğerleri haberin mahiyetini anlayıp hızla olay yerine gelir ve her biri görevini eksiksizce yerine getirir.

Sistem en küçük ayrıntısına kadar kusursuz bir şekilde büyük bir hızla çalışmaktadır. Eğer bu hayati sistemde bir aksaklık olsaydı, kalp, akciğer veya beyin gibi hayati organlara giden yollarda tıkanma, kan kaybından ölme gibi durumlarla karşılaşırdık.

Sonuç

Burada çok küçük bir bölümünü incelediğimiz, fakat tüm yaşamımızı kuşatmış olan bu son derece dengeli hız, Yüce Allah'ın insanlara rahmetinin delillerinden sadece biridir. Hem kendi vücudumuzda hem de evrenin her köşesinde yaşam için gerekli olayların olması gereken en uygun süratle gerçekleşmeleri, belki de hiç farkında olmadığımız bir nimettir. Meydana gelen her olayın hızının ihtiyaca uygun olarak son derece hassas bir şekilde ayarlanmış olması sayesinde yaşam mükemmel uyumuyla devam eder. Allah her şeyi yoktan var etmiştir ve her şeyi her an koruması altında tutmaktadır. Bu ve buna benzer gerçekler soruda geçen ayette şöyle bildirilir:

"Görmedin mi, Allah, yerdekileri ve denizde O'nun emriyle akıp giden gemileri, sizin yararınıza verdi. Ve izni olmadıkça, göğü yerin üstüne düşmekten alıkoyar. Şüphesiz Allah, insanlara karşı şefkatlidir, çok merhametlidir." (Hac, 22/65)

Şahsın dil bildiğini zannedip aklınız karışmasın diye, sayfa 3’teki yorumu buraya da eklemek zorundayım. Çünkü gerçekten cevap verme gereksinimi doğdu. Arkadaş, bilmediği bir dil üzerinden sanki o dilin üstadıymış gibi laf çeviriyor. Biz dil bilgisiyle şuraya kanıtımızı koyalım, sonra onun cevaplarını umursamayalım.

Arapçada جَعَلَ fiili çoğu zaman iki mef’ûl (iki nesne) alır:
:::: جعلنا (X) (Y) = “X’i Y yaptık / X’i Y kıldık”
Bu ayette:


  • السَّمَاءَ =1. mef’ûl (neyi yaptık?)
  • سَقْفًا = 2. mef’ûl (ne yaptık?)

Yani kelime kelime:
:::::: وَجَعَلْنَا السَّمَاءَ سَقْفًا
= “Göğü/semayı tavan/çatı yaptık.”
Bu, “gökyüzü bize tavan gibi” anlamını gramerle netleştiriyor.



مَحْفُوظًا kelimesi:
**نعت (sıfat)**tır
سَقْفًا kelimesini niteler
İkisi de mansûb gelir: سقفًا محفوظًا (ikisi de “-an”)

Bu şu demektir:
“Korunmuş bir tavan”
Ve burada asıl bomba ayrım geliyor:


Arapçada:

حافِظٌ (hâfız) = koruyan (اسم فاعل / etken)
مَحْفوظٌ (mahfûz) = korunan / muhafaza edilen (اسم مفعول / edilgen)
Ayet “حافظًا” demiyor.
“سقفًا حافظًا” deseydi: “Koruyan bir tavan” olurdu.


Ama ayet diyor ki:
:::::::::: سقفًا محفوظًا = “Korunmuş bir tavan”
Yani sadece “bizi koruyan bir tavan” değil,
kendisi de korunuyor / muhafaza ediliyor.
Bu gramer farkı çok büyük. (keşke bilseydin böyle gereksiz çürüttüm masallarına yatmazdın.)


السَّمَاء kelimesi Arapçada köken olarak “yükseklik”tir ve sadece “bulut” değildir.
سماء = “üstte olan her şey / yukarı katman”
Bu yüzden “semâ” şunları kapsayabilir:
atmosfer katmanları
gök kubbe / uzay çevresi
Dünya’yı saran üst bölge (görünmez alanlar dahil)
Manyetosfer zaten gökte/üstte, Dünya’yı saran görünmez bir kalkan olduğu için “semâ” kavramının içine rahatça girer.


Şimdi mantığı Arapça üzerinden kuruyoruz:


Ayetin lafzı:
:::: korunan bir tavan (سقف محفوظ)
Bu, “tavanın kendisinin korunması” fikrini doğurur.


Atmosfer:

meteorların çoğunu yakar
canlılar için yaşanabilir ortam sağlar

Ama ayetin dediği daha ince:
“Bu tavan mahfûz = korunmuş.”

İşte bu noktada “mahfûz” kelimesi çok anlamlı oluyor:
Atmosfer koruyucu bir tavan
Ama ayet onu korunan bir tavan diye anlatıyor
Atmosferin “korunması” fikriyle en uyumlu modern mekanizma:
Manyetosfer (atmosferin ve canlılığın korunmasına hizmet eden görünmez kalkan)
Yani Arapça mantık şu:
Semâ = tavan
Tavan = mahfûz (korunmuş)

→ O tavanı “koruyan” ilave bir muhafaza düzeni vardır.

“وَهُمْ عَنْ آيَاتِهَا مُعْرِضُونَ” kısmı (işaret/ayet vurgusu)
Son cümle:
هُمْ = onlar (mübteda)
مُعْرِضُونَ = yüz çevirenler (haber)
عَنْ آيَاتِهَا = onun ayetlerinden/işaretlerinden
Yani:
::: “Onun (semânın) işaretlerinden yüz çeviriyorlar.”


Bu da “semâ”nın içinde işaret/kanıt niteliği taşıyan düzenler olduğunu vurgular.
manyetosfer gibi görünmez koruyucu sistemlerle uyumlu olduğu ortaya çıkar.
 
Son düzenleme:
özele gel arapça bilgini sınayalım ne dersin? hangi siteden kopyaladıysan orası ile iletişime geç
heralde incil okudun veya en alt satırlardaki bir mealden aldın yıldız kelimesini.
dil bilgisi olmayan arkadaşlarada konuyu çarptırıp yedirmeye çalışma lütfen şahsen ben görür görmez saygım sonsuz ama bu ne yazmış dedim yani

٣٢ وَجَعَلْنَا السَّمَاءَ سَقْفًا مَحْفُوظًا ۖ وَهُمْ عَنْ آيَاتِهَا مُعْرِضُونَ
And We made the sky a protected ceiling; yet they turn away from its wonders.

ben meal kullanmıyorum 3-5 paylaşımım hariç mealde göremezsin. bu sebeple hata oranı %1 den az ki gözümden kaçan yerleri daha iyi dil bilgisine sahip arkadaşlar özelden yazıyorda düzeltiyoruz şükür.
"Hocam, hodri meydan! Özele gelmeye gerek yok, seyirci önünde konuşalım ki kimin ne bildiği ortaya çıksın. Arapça bilgine güveniyorsun madem, gel şu ayeti beraber inceleyelim.

Bana 'İncil'den mi duydun?' dediğin, 'konuyu çarpıtıyorsun' dediğin şey bizzat Mülk Suresi'nde yazıyor. Meal kullanmıyorum diyorsun ama belli ki okuduğunu da anlamıyorsun ya da işine gelmeyeni görmezden geliyorsun.

Mülk Suresi 5. Ayet:'Ve lekad zeyyennâ’s-semâe’d-dunyâ bi mesâbîha ve cealnâhâ rucûmen li’ş-şeyâtîn...'

Arapçan var ya hani kral, çevir bakalım:'Bi mesâbîha': Kandillerle (Yıldızlarla).'Rucûmen li’ş-şeyâtîn': Şeytanlar için taşlar/mermiler (atış taneleri).

Yazar açıkça diyor ki: 'Biz en yakın göğü kandillerle (yıldızlarla) süsledik ve onları şeytanlara atış taneleri (taşlar) yaptık.'

Hani İncil'di? Hani çarpıtmaydı?Senin 'manyetosfer' dediğin şey şeytan mı taşlıyor?Senin 'korunmuş tavan' dediğin atmosfer, 'rucum' (taş) olup cin mi kovalıyor?

Bana Arapça edebiyatı yapma güzel kardeşim. Ayet 'yıldızları şeytanlara mermi yaptık' diyor, sen bunu modern bilime uyduracağım diye 'manyetik alan' masalı anlatıyorsun. O %1'lik hata payın var ya, işte o tam da bu ayeti inkar ettiğin yer.

Şimdi söyle bakalım; Mülk 5'teki 'yıldızların şeytanlara atılması'nı da mı mecaz yapacaksın, yoksa 'Ben bu ayeti görmemişim' mi diyeceksin? Bekliyorum."
 
"Hocam, hodri meydan! Özele gelmeye gerek yok, seyirci önünde konuşalım ki kimin ne bildiği ortaya çıksın. Arapça bilgine güveniyorsun madem, gel şu ayeti beraber inceleyelim.

Bana 'İncil'den mi duydun?' dediğin, 'konuyu çarpıtıyorsun' dediğin şey bizzat Mülk Suresi'nde yazıyor. Meal kullanmıyorum diyorsun ama belli ki okuduğunu da anlamıyorsun ya da işine gelmeyeni görmezden geliyorsun.

Mülk Suresi 5. Ayet:'Ve lekad zeyyennâ’s-semâe’d-dunyâ bi mesâbîha ve cealnâhâ rucûmen li’ş-şeyâtîn...'

Arapçan var ya hani kral, çevir bakalım:'Bi mesâbîha': Kandillerle (Yıldızlarla).'Rucûmen li’ş-şeyâtîn': Şeytanlar için taşlar/mermiler (atış taneleri).

Yazar açıkça diyor ki: 'Biz en yakın göğü kandillerle (yıldızlarla) süsledik ve onları şeytanlara atış taneleri (taşlar) yaptık.'

Hani İncil'di? Hani çarpıtmaydı?Senin 'manyetosfer' dediğin şey şeytan mı taşlıyor?Senin 'korunmuş tavan' dediğin atmosfer, 'rucum' (taş) olup cin mi kovalıyor?

Bana Arapça edebiyatı yapma güzel kardeşim. Ayet 'yıldızları şeytanlara mermi yaptık' diyor, sen bunu modern bilime uyduracağım diye 'manyetik alan' masalı anlatıyorsun. O %1'lik hata payın var ya, işte o tam da bu ayeti inkar ettiğin yer.

Şimdi söyle bakalım; Mülk 5'teki 'yıldızların şeytanlara atılması'nı da mı mecaz yapacaksın, yoksa 'Ben bu ayeti görmemişim' mi diyeceksin? Bekliyorum."
gerekli cevap kısa yazıda benim tarafımdan uzun yazıda başkası tarafından verildi burda insanların aklını bulandırma çabaların yersiz
ha kanıtın olur o zaman hodri meydan ama henüz ne bir kanıt gördüm nede iyi bir araştırma sağdan soldan toplanmış 3-5 yazı (hatta öyle ki asıl yazan kimse kendi fikirlerini bile katmış)

Şahsın dil bildiğini zannedip aklınız karışmasın diye, sayfa 3’teki yorumu buraya da eklemek zorundayım. Çünkü gerçekten cevap verme gereksinimi doğdu. Arkadaş, bilmediği bir dil üzerinden sanki o dilin üstadıymış gibi laf çeviriyor. Biz dil bilgisiyle şuraya kanıtımızı koyalım, sonra onun cevaplarını umursamayalım.

Arapçada جَعَلَ fiili çoğu zaman iki mef’ûl (iki nesne) alır:
:::: جعلنا (X) (Y) = “X’i Y yaptık / X’i Y kıldık”
Bu ayette:


  • السَّمَاءَ =1. mef’ûl (neyi yaptık?)
  • سَقْفًا = 2. mef’ûl (ne yaptık?)

Yani kelime kelime:
:::::: وَجَعَلْنَا السَّمَاءَ سَقْفًا
= “Göğü/semayı tavan/çatı yaptık.”
Bu, “gökyüzü bize tavan gibi” anlamını gramerle netleştiriyor.



مَحْفُوظًا kelimesi:
**نعت (sıfat)**tır
سَقْفًا kelimesini niteler
İkisi de mansûb gelir: سقفًا محفوظًا (ikisi de “-an”)

Bu şu demektir:
“Korunmuş bir tavan”
Ve burada asıl bomba ayrım geliyor:


Arapçada:

حافِظٌ (hâfız) = koruyan (اسم فاعل / etken)
مَحْفوظٌ (mahfûz) = korunan / muhafaza edilen (اسم مفعول / edilgen)
Ayet “حافظًا” demiyor.
“سقفًا حافظًا” deseydi: “Koruyan bir tavan” olurdu.


Ama ayet diyor ki:
:::::::::: سقفًا محفوظًا = “Korunmuş bir tavan”
Yani sadece “bizi koruyan bir tavan” değil,
kendisi de korunuyor / muhafaza ediliyor.
Bu gramer farkı çok büyük. (keşke bilseydin böyle gereksiz çürüttüm masallarına yatmazdın.)


السَّمَاء kelimesi Arapçada köken olarak “yükseklik”tir ve sadece “bulut” değildir.
سماء = “üstte olan her şey / yukarı katman”
Bu yüzden “semâ” şunları kapsayabilir:
atmosfer katmanları
gök kubbe / uzay çevresi
Dünya’yı saran üst bölge (görünmez alanlar dahil)
Manyetosfer zaten gökte/üstte, Dünya’yı saran görünmez bir kalkan olduğu için “semâ” kavramının içine rahatça girer.


Şimdi mantığı Arapça üzerinden kuruyoruz:


Ayetin lafzı:
:::: korunan bir tavan (سقف محفوظ)
Bu, “tavanın kendisinin korunması” fikrini doğurur.


Atmosfer:

meteorların çoğunu yakar
canlılar için yaşanabilir ortam sağlar

Ama ayetin dediği daha ince:
“Bu tavan mahfûz = korunmuş.”

İşte bu noktada “mahfûz” kelimesi çok anlamlı oluyor:
Atmosfer koruyucu bir tavan
Ama ayet onu korunan bir tavan diye anlatıyor
Atmosferin “korunması” fikriyle en uyumlu modern mekanizma:
Manyetosfer (atmosferin ve canlılığın korunmasına hizmet eden görünmez kalkan)
Yani Arapça mantık şu:
Semâ = tavan
Tavan = mahfûz (korunmuş)

→ O tavanı “koruyan” ilave bir muhafaza düzeni vardır.

“وَهُمْ عَنْ آيَاتِهَا مُعْرِضُونَ” kısmı (işaret/ayet vurgusu)
Son cümle:
هُمْ = onlar (mübteda)
مُعْرِضُونَ = yüz çevirenler (haber)
عَنْ آيَاتِهَا = onun ayetlerinden/işaretlerinden
Yani:
::: “Onun (semânın) işaretlerinden yüz çeviriyorlar.”


Bu da “semâ”nın içinde işaret/kanıt niteliği taşıyan düzenler olduğunu vurgular.
manyetosfer gibi görünmez koruyucu sistemlerle uyumlu olduğu ortaya çıkar.
 
Son düzenleme:
"Hocam, hodri meydan! Özele gelmeye gerek yok, seyirci önünde konuşalım ki kimin ne bildiği ortaya çıksın. Arapça bilgine güveniyorsun madem, gel şu ayeti beraber inceleyelim.

Bana 'İncil'den mi duydun?' dediğin, 'konuyu çarpıtıyorsun' dediğin şey bizzat Mülk Suresi'nde yazıyor. Meal kullanmıyorum diyorsun ama belli ki okuduğunu da anlamıyorsun ya da işine gelmeyeni görmezden geliyorsun.

Mülk Suresi 5. Ayet:'Ve lekad zeyyennâ’s-semâe’d-dunyâ bi mesâbîha ve cealnâhâ rucûmen li’ş-şeyâtîn...'

Arapçan var ya hani kral, çevir bakalım:'Bi mesâbîha': Kandillerle (Yıldızlarla).'Rucûmen li’ş-şeyâtîn': Şeytanlar için taşlar/mermiler (atış taneleri).

Yazar açıkça diyor ki: 'Biz en yakın göğü kandillerle (yıldızlarla) süsledik ve onları şeytanlara atış taneleri (taşlar) yaptık.'

Hani İncil'di? Hani çarpıtmaydı?Senin 'manyetosfer' dediğin şey şeytan mı taşlıyor?Senin 'korunmuş tavan' dediğin atmosfer, 'rucum' (taş) olup cin mi kovalıyor?

Bana Arapça edebiyatı yapma güzel kardeşim. Ayet 'yıldızları şeytanlara mermi yaptık' diyor, sen bunu modern bilime uyduracağım diye 'manyetik alan' masalı anlatıyorsun. O %1'lik hata payın var ya, işte o tam da bu ayeti inkar ettiğin yer.

Şimdi söyle bakalım; Mülk 5'teki 'yıldızların şeytanlara atılması'nı da mı mecaz yapacaksın, yoksa 'Ben bu ayeti görmemişim' mi diyeceksin? Bekliyorum.
Aaa hayır o kelimenin 85. anlamı şöyle diyor ona bakacaksın
 
"Hocaaa, laf kalabalığı yapma, sadede gel!

Ben sana 'kanıt' diye bizzat Mülk Suresi 5. ayeti koydum önüne. Arapçasıyla, mealiyle.Orada 'Rucûmen li’ş-şeyâtîn' yazıyor mu, yazmıyor mu?Yazar, 'Biz yıldızları şeytanlara atılan taşlar/mermiler yaptık' diyor mu, demiyor mu?

Senin o 'Arapça biliyorum' havan, bu ayeti görünce neden söndü? Neden bu ayete tek kelime cevap veremiyorsun? Çünkü işine gelmiyor. Çünkü bu ayeti kabul etsen, 'manyetosfer' masalın çöpe gidecek.

Bana 'sağdan soldan toplama' diyeceğine, şu soruya erkek gibi cevap ver:Allah yıldızları şeytan taşlamak için mi yarattı, yoksa senin iddia ettiğin bilimsel yasalarla mı?

Kitap 'Şeytan taşlamak için' diyor. Sen 'Bilimsel kalkan' diyorsun.Kitabı yalanlayan ben değilim, sensin.

Hadi şimdi ya Mülk 5'i açıkla ya da 'Ben ayet seçiyorum' de, konu kapansın."
 
Yeni mesajlar Yeni Konu Aç  

   

SON KONULAR

Forum istatistikleri

Konular
1,194,472
Mesajlar
10,772,894
Üyeler
189,618
Son üye
Korertan
Geri
Top