YEREL FİYATLANDIRMA VE TÜRKÇE DİL DESTEĞİ TİCARİ AKIŞ AÇISINDAN TABİİ BİR GEREKLİLİKTİR, EĞER FİRMALAR ÜLKEMİZDE SATIŞ YAPMAK İSTİYORLARSA...
Bu konuda ifade ettiğim basit ve gerçekçi, gayet makul bir yaklaşımım var: Eğer firmalar bir ülkede (bu örnekte ülkemizde) satış yapmak istiyorlarsa, ürünü ulaşılabilir bir fiyat ile ve alıcının almak isteyeceği bir tarzda (örneğimizde oyuncuların anlayarak deneyimlemeyi sağlayan bir dil desteği ile) sunmalıdırlar. Kısaca formüle edecek olursak: Anlaşılabilecek dilde ve alınabilecek fiyatta oyun sunmalıdırlar.
Ürün sahibi, önce kendisi satılabilir/ulaşılabilir bir fiyat belirlemeli ve alıcıların istediği tarzda (bu örnekte oyunu anlayabilecekleri bir şekilde deneyimlemelerini sağlayacak dil desteğine sahip bir tarzda) ürünü piyasaya sürmeli, sonra satış beklemelidirler. Bu gereklilik, fiziki ürünler için de önemli ölçüde geçerli olmakla birlikte, bizim meselemizde söz konusu dijital bir ürün olduğu için, firmalar bu konuda elbette çok daha fazla hareket serbestiyetine sahiptirler. Eğer o ülkede oyuncuların satın alma alışkanlıkları yoksa veya azsa, bu alışkanlığı kendileri oluşturma gayretine girmelidirler.
Yoksa işin tersinden giderek, birilerinin tüm dünyadaki bütün ticari akışın zıddına ve gayet abes olarak ifade ettikleri gibi, alıcılardan oyun firmalarının Türkçe dil desteğini sağlamaları için, fahiş fiyatlarla ve dil desteksiz sunulan ürünleri satın almaları istenmemelidir. Bu doğal bir ticari akış değildir. Satıcı, muhatap kitlesi açısından talep edilecek ürün tarzını ve satın alınabilir uygun fiyatı belirmekle satış yapabilir. Riskse risk. Alacak o riski. Tüm ticaret erbabı bu masrafı yapıyor, ürünü satın alınacak şekle sokuyor, riski alıyor, uygun fiyatı belirliyor ve o şekilde piyasaya sunuyor ve satış yapmayı bekliyorsa, bu tabi ticari akıştan oyun firmaları da istisna kalamaz. Onlar da bu akışa tabi olacaklar ve ancak bu şekilde satış yapmaları mümkün olacak.
Bu konuda ifade ettiğim basit ve gerçekçi, gayet makul bir yaklaşımım var: Eğer firmalar bir ülkede (bu örnekte ülkemizde) satış yapmak istiyorlarsa, ürünü ulaşılabilir bir fiyat ile ve alıcının almak isteyeceği bir tarzda (örneğimizde oyuncuların anlayarak deneyimlemeyi sağlayan bir dil desteği ile) sunmalıdırlar. Kısaca formüle edecek olursak: Anlaşılabilecek dilde ve alınabilecek fiyatta oyun sunmalıdırlar.
Ürün sahibi, önce kendisi satılabilir/ulaşılabilir bir fiyat belirlemeli ve alıcıların istediği tarzda (bu örnekte oyunu anlayabilecekleri bir şekilde deneyimlemelerini sağlayacak dil desteğine sahip bir tarzda) ürünü piyasaya sürmeli, sonra satış beklemelidirler. Bu gereklilik, fiziki ürünler için de önemli ölçüde geçerli olmakla birlikte, bizim meselemizde söz konusu dijital bir ürün olduğu için, firmalar bu konuda elbette çok daha fazla hareket serbestiyetine sahiptirler. Eğer o ülkede oyuncuların satın alma alışkanlıkları yoksa veya azsa, bu alışkanlığı kendileri oluşturma gayretine girmelidirler.
Yoksa işin tersinden giderek, birilerinin tüm dünyadaki bütün ticari akışın zıddına ve gayet abes olarak ifade ettikleri gibi, alıcılardan oyun firmalarının Türkçe dil desteğini sağlamaları için, fahiş fiyatlarla ve dil desteksiz sunulan ürünleri satın almaları istenmemelidir. Bu doğal bir ticari akış değildir. Satıcı, muhatap kitlesi açısından talep edilecek ürün tarzını ve satın alınabilir uygun fiyatı belirmekle satış yapabilir. Riskse risk. Alacak o riski. Tüm ticaret erbabı bu masrafı yapıyor, ürünü satın alınacak şekle sokuyor, riski alıyor, uygun fiyatı belirliyor ve o şekilde piyasaya sunuyor ve satış yapmayı bekliyorsa, bu tabi ticari akıştan oyun firmaları da istisna kalamaz. Onlar da bu akışa tabi olacaklar ve ancak bu şekilde satış yapmaları mümkün olacak.