Neden İngilizce Öğrenemiyoruz?

Bütün yazı boyunca sistem sistem sistem demişsin ozaman elinin altında bulunan sınırsız kaynakla neden İngilizce öğrenemiyorsun? Çünkü " öğrenememek değil sorun öğrenmemek". Isteyen her şekilde öğrenir. Doğru öğrenme tekniği vardır, daha hızlı öğrenme tekniği vardır vs vs. ama sonuç olarak gerçekten öğrenmek isteyen biri olmadığı sürece eğer elinizde doremonun ekmeği yoksa öğrenemezsiniz
Sen ya görmüyorsun, ya üstünden geçmişsin ya da istediğin yerlerini okumuşsun yazının. Bak bakayım bir daha oku ne yazıyor. "Peki sorun sadece eğitim sisteminden mi kaynaklı? Elbette hayır. Çok klişe gelecek ama hiç kulak alışması için dile maruz kalmıyoruz" Biraz düzgün okuyun lütfen. Nasıl ki bir Ülkenin ekonomisinden sadece hükümet değil halkta sorumluysa. Bu işte de durumde böyle.
Mesajlar otomatik olarak birleştirildi:

1. Dilin yapısı farklı, Türkçe dünyanın en zor dillerinden biri. İngilizce ise çok kolay olmasına rağmen yapısı farklı olduğu için öğrenmekte zorluk çekiyoruz. Bazı insanların japonca, korece gibi dilleri daha kolay öğrendiğini görebilirsiniz, bu yapı benzerliğinden dolayı.

2. Her konuştuğumuzu Türkçeye tercüme etmeye çalıştığımız için çok fazla kafamız karışıyor. Buda zorluklardan birisi. Bu durumu yaşamayan yoktur herhalde, her gördüğümüz cümlenin o anda Türkçesini tercüme etmeye çalışıyoruz. Türkçenin kelime havuzu ingilizce den çok çok fazla olduğu için epey kafamız karışıyor tercüme ederken.

Bu sorunu nasıl aşarız derseniz : Uygulama ile, ingilizce konuşan kişiyle birebir sohbet, kısaca günlük hayatınızda kullanmanız gerek. Ezberle üstesinden gelmek zor.
Ezber yüzünden hiç bir şey öğrenemiyor bu çocuklar. Devlet okullarındaki öğretmen kadrosunun daha genç ve yenilikçi isimler olması gerektiğini düşünüyorum. Tekniği ezber olmayan öğretmenler olmalı özellikle!
 
Son düzenleme:
2 3sene gibi uzun bir süre gerekiyormuş .zamanında dil okumayı düşünüyordum. ondan biraz bilgim var. kimse 2 3sene boyunca çok paralar dökmek istemiyor. ondandır. bide bu kadar zamanın sonunda öğretebilecekleride kesin değil.
 
çünkü anadolu insanının ingilizceye ihtiyacı yok,en temel sebep bu
ikincisi öğretmeye değil ezberletmeye dayalı sistem,bu kadar basit
 
Bir insan anadilini nasıl öğrenir. Analiz edelim

Öncelikle 1.5-2 yaşına kadar sadece listening yapar. Bu bebeğin alt yapısının dolmasını sağlar. Ama burada alt yapının dolması demek annesinin veya etrafından çıkan seslerin, yapılan eylemler ile eşletirmesi demektir. Burada ne alfabe bilir ne kelime bilir sadece bildiği şey telaffuzdur. Beyin ise telaffuz ile yapılan eylemi eşleştirir. Burada kulak kası gelişti diyebiliriz.

Sonra, bebeğin altyapısı belli bir miktar dolduğu için dolduğu alt yapı ile çat-pat konuşmaya başlar. Burada ise ağız, gırtlak ise daha önce duyduğu o telaffuzları çıkartmaya çalışır. Ve bir süre sonra artık buradaki kaslarda gelişir ve, daha önce duyduğu o telaffuzları artık net ve pürüzsüz bir şekilde çıkarmaya başlar. Ve bu şekilde çıkardığı telaffuz ile yaptığı eylemler refleks halini alır. Lakin hala ne okumasını ne yazmasını bilir.

Bebek büyür artık okula gitmeye başlar. Ve alfabe öğrenir. Sonra okumaya ve yazmaya başlar. İşte reading ve writingin geliştiği yer burasıdır. Ve artık çıkardığı ve duyduğu telaffuzların nasıl yazıldığı ve nasıl okunduğunu öğrenir. Ve artık farklı derslere girdiği ve farklı konularla sürekli spontene bir şekilde konuştuğu için kelime dağarcığıda artar. Ve sürekli anlaşılabilir girdilere maruz kalır.

Burada işin püf noktası alt yapısını doldurmak.Peki aynısını bir başka dil içinde uygulayabilir misin. Evet. Bunun en kısa yolu, edinmeye çalıştığın dilin ya konuşulduğu ortama gitmek ya da konuşlan bir ortam oluşturmak. Lakin bu çoğumuz için imkansızdır.

Alternatif olarak:
4 skill var geliştirilmesi gereken. Reading ve listening, bunlar inputtur. Bunlarla sürekli altyapınızı doldurursunuz. Speaking ve writing ise outputtur. Bunlar ile doldurduğunuz altyapınız ile çıktılar üretirsiniz. Alt yapınız dolmaz ise rahatlıkla konuşamazsınız. İnput olmadan output olmaz.

Şimdi bu metod ile sürekli "comprehensible input" yani "anlaşılabilir girdi" lere maruz kalmanız gerekiyor.
Bunu önce reading ile yapmalısınız. Sonra readinginiz bir seviyeye gelince listening ile devam ettirmelisniz. Alt yapınız dolunca bir noktadan sonra çat/pat konuşabilmeye başlayacaksınız. Sonra speakinginizin fluent olması için speaking yapmalısınız. Aynı bebeğin 2 yaşlarında yapmaya çalıştığı gibi.

Peki önce neden reading. Çünkü şu anki yaşımız bir bebeğin veya 1.sınıfa giden bir çocuğun hayatı gibi birilerin sürekli bize yavaş yavaş konuşmasını sağlayamayız. Sağlasakta sürekliliğini korumaz. Ama reading sizin kendi hızınızda yapabileceğiniz ve aynı zamanda kelime dağarcığınızı artıracak en iyi metoddur. Speaking yapmak istesinizde kelime dağarcınız olmadığı sürece bir şeyler eksik kalacaktır.

Gramer işin matematiğidir. Ve çok azıdır. Amaç değil araç olacaktır. Native olmak istiyorsan grameri hızlıca geçmen gerek.
Önce A1 seviye gramer öğren sonra A1 seviyede 10 tane kitabı en az 2 kere oku.İlkinde çeviri yapabilirsin. Ama ikincisinde çeviriyi kullanma. Tıkandığın yerde hatırlamaya çalış. Çünkü ilk okumada çeviri kullanmıştın.

Bu şekilde B2'ye kadar gel. C1 seviyesindeki kitaplara geçmene gerek yok. Kitapları kütüphanelerden bulabilirsiniz.

Çeviri yaparken google translate yerine yapay zekayı kullan, kelime çevirisi değil, cümle çevirisi yap. Cümle çevirisini "sana vereceğim cümleyi kelime kelime veya kelime öbekleri şeklinde çevir" diyerek yap. Cümle çevirisi önemli. Kelime çevirisinden uzak dur. Bu şekilde reading yaparken kelimeleri pasif bir şekilde ezberlemeden edineceksin.
Eğer günde 10 sayfa okursan, ayda 300 sayfa kitap okumuş olursun.
A1 kitaplarını 30 sy olduğunu varsayarsak, 2 ayda 10 tane kitabı 2 kere okuyup A1'i seviyesini bitirsin..
A2 kitaplarını 30-50 sy olduğunu varsayarsak(ort 40) 2,5 ayda 10 tane kitabı 2 kere okuyup A2'yi bitirsin.
B1 kitaplarını 50-75 sy olduğunu varsayarsak (ort 60) 4 ayda 10 tane kitabı 2 kere okuyup B1'i bitirsin.
B2 kitaplarını 100 sy olduğunu varsayarsak 7 ayda 10 tane kitabı 2 kere okuyup B2'yi bitirirsin.
Tabi 20 sayfa okuyarak süreyi yarıya da indirebilirsin. Günde 10 sayfa okuyarak yıllarca aldığınız ing eğitiminden çok daha iyi bir şekilde dili sadece öğrenmez aynı zamanda edinirsiniz.

Buraya kadar geldiğinde ingilizcenin sadece gramer yapısını öğrenmiş bir şeyleri okuduğunda ise ingilizce ->türkçe->anlam (bu aradaki katman kullandıkça gidicek.) şeklinde ingilizceyi anlamaya başlamış olacaksın. Gramerde B2 seviyesine gelmek veya cefr seviyesinde B2 kitaplarını okumak sana ingilizcede nativelik vermeyecek.

Asıl ingilizce buradan sonra başlıyor. Çünkü seviyeli kitaplar ing öğrenenler için basitleştirilmiş şekilde yazılıyor. Günlük hayatta konuşulan ing ise anadili ing olanlar için yazılıyor. Native olabilmek için nativelerin okuduğu kitaplara geçip onları okumaya başlamalısınız. Bu tarz kitaplarda realistic fiction kategorisini tavsiye ederim. Çocuk kitapları, middle grade kitaplar, young adult, sonra adult kitaplara geçebilirsiniz. Her seviye kolay geldikçe bir sonraki seviyeye geçin.

Neden Reading tavsiye ediyorum.
1. Kitaptaki karaktelerle bağ kurarsınız onun yaşadığı ortamda sanki siz yaşıyormuş ve sanki onun yerine siz konuşuyormuşsunuz gibi hissedersiniz. Bu da okuduğunuz metinlerdeki kelimleri ezbere değil native bir şekilde edinmenizi sağlar. Eğer realistic fiction okursanız, karakterin okuldaki arkadaşları ile konuşmaları, öğretmenleri ve müdürleri ile resmi konuşmaları, hastahaneye gidiyor ise hastahanedeki konuşmaları, eve geçince ailesi ile konuşmaları, sokakta oynuyor ise sokaktaki arkadaşları ile konuşmaları, telefondaki texting(kısaltmalar çoktur before yerine b4 gibi) gibi farklı farklı senaryolardaki konuşmalara şahit olacaksınız. Bu da sizin sanki o dünyanın bir parçasıymışsınız gibi yapacak. Doğal bir şekilde ingilizceye maruz kalacaksınız.

2. Listening yapmaya başladığınızda, ilk başlarda muhakkak ing altyazılı izleyeceğiniz için altyazıları okumanızı kolaylaştıracak. Sürekli durdurup kelime bakmanızı engelleyecek.

3. Kelimeleri ezbere değil pasif bir şekilde sadece ilk anlamı değil farklı yerlerde farklı manalarını da veya önüne gelen başka bir kelime ile oluştuğu manalarını da edineceksiniz. Ve Kelime dağarcınızı geliştiricek.

4. Gramer dediğimiz şey cümle yapısı değil mi. Peki cümle yapılarının kurallarını öğrendikten sonra bunun pekiştirmesini gramer kitabındaki veya kursun sonundaki bir kaç tane cümle ile mi yapacaksınız? Okulda mattan bir konu öğrenince kaç tane soru çözüyorsunuz oturması için. İngilizce için de aynı şekilde kitap okumalısınız.

İngilizce de önce alt yapınızı doldurmaya bakın, speaking ve writing kendiliğinden gelecek.

Dil edinimi sadece dili konuşabilmek demek değildir aynı zamanda kültürüde öğrenmek gerek. O yüzden youtubedan real life engilish kanalları bulup onlarıda izleyin.
 
Merhaba sevgili dostlarım, abilerim. Bugün bir soru sorma değil, bir soruya cevap verme konusu açtım. Uzun yıllardır İngilizce görmemize rağmen niye öğrenemiyoruz? Bugün bu soruya cevap verme günü. Yani bir nevi makale yazacağım. Dilerseniz başlayalım:

Öncelikle İngilizce gerçekten güzel bir dil bende B2 seviyede olmayı çok isterdim lakin A2 seviyesindeyim. :| ha eğer cümle kurma konusuna geleceksek A1 olduğumu dahi düşünmüyorum. Bunun en temel nedenlerinden birisi nedir? Çok basit. Mevcut eğitim sistemi, dili bir iletişim aracı olarak değil, ölçülmesi ve sınıflandırılması gereken bir akademik ders olarak ele almaktadır. Hâlbuki İngilizce artık istek değil ihtiyaçtır. Ama bilmeyen çok var ben dahil. Her neyse, Bu yaklaşım, öğretim sürecini doğal dil kullanımından uzaklaştırarak gramer ağırlıklı, test merkezli bir yapıya dönüştürmektedir. Sonuç olarak öğrencilere dilin kuralları saçma sapan ve bir sınav için stres edilerek öğretilmeye değil ezberletilmeye çalışılıyor. Aslında çok yanlış, ezber kısa süreli bir yöntemdir. Bunun yerine bol bol pratik yapılsaydı eğer şuan olduğumuzdan daha yüksek seviyede olacağımızdan hiç şüphem yok. Mesela İngilizce dersleri direk 1.sınıftan itibaren başlamalı bence (Tamamen şahsi görüşüm). Peki diğer sorun ne?

Diğer sorun ise hata yapmanın olumsuz olarak gösterilmesi. Hâlbuki öğrenciyi geliştiren yaptığı hatalardır. Hata yapma korkusu, iletişimden kaçınma davranışını önemli ölçüde etkiler.

Şimdi geldik bana göre en kritik soruna, nedir bu sorun? İngilizce kaynaklarının %97'lik kısmında Türkçe açıklamaları, sadeleştirilen rehberleri dahi bulunmuyor. İngilizce bilmeyen birine tamamı İngilizce kaynak ile İngilizce öğretemezsiniz. Bu sözü kanıtlayan argümanım Albert Einstein'dan gelsin, "Bir şeyi basitçe açıklayamıyorsan, yeterince anlamıyorsun." İngilizce öğretimini yalnızca İngilizce anlatan sistem, aslında kendi yöntemini de tam anlamamaktadır. Peki bana göre kaynaklar nasıl olmalı? Fotoğraflar kısmına bırakacağım lakin burda da anlatayım. Kaynaklar tek dilli değil, katmanlı olmalı. Başlangıç ve orta seviyede (A1–B1) İngilizce hakkında en ufak fikri dahi olmayan herhangi bir öğrencinin karşısına çıkan saçma sapan kaynakla İngilizce öğrenilmez. Konu anlatımlarında Türkçe açıklamalar olması öğrenciler için çok daha iyi olur.

Peki bunları nasıl farkettim? Bunları farketmem her ne kadar geç olsa da 9.sınıfta farkettim bunu. Biz uzun yıllardır sözde İngilizce'yi öğreniyoruz. Bakın sözde öğreniyoruz. Çünkü ezberle dil öğrenilmez sadece sınav geçilir, idare edilir. Peki sorun sadece eğitim sisteminden mi kaynaklı? Elbette hayır. Çok klişe gelecek ama hiç kulak alışması için dile maruz kalmıyoruz ki ben 1-2 aydır mı ne İngilizce/Almanca rap dinliyorum. Allah'tan Almanca'yı yapabiliyorum. Onu da yapamasak yanmıştık resmen.

Bugünlük bu kadar hocalarım, kendinize dikkat edin.
Bir dilin kağıtta veya çevirerek öğrenilebilceğine inanmıyorum hiçbirşey bilmeyin ingiliz insanların içinde bir ay maruz kalın şu dile c2 olursunuz rahat bir şekilde örnek bizim halkımız kimsenin kağıtta yok ses bilgisi yok imla kuralı yok dil bilgisi bildiği yok en azından yuzde 90 ama hepimiz c2 yiz maruz kalıp aynı ıfadelerı kullandıkca her şey olur dil dersi adı ustunde dille olan bir şey elle değil
 
Bir insan anadilini nasıl öğrenir. Analiz edelim

Öncelikle 1.5-2 yaşına kadar sadece listening yapar. Bu bebeğin alt yapısının dolmasını sağlar. Ama burada alt yapının dolması demek annesinin veya etrafından çıkan seslerin, yapılan eylemler ile eşletirmesi demektir. Burada ne alfabe bilir ne kelime bilir sadece bildiği şey telaffuzdur. Beyin ise telaffuz ile yapılan eylemi eşleştirir. Burada kulak kası gelişti diyebiliriz.

Sonra, bebeğin altyapısı belli bir miktar dolduğu için dolduğu alt yapı ile çat-pat konuşmaya başlar. Burada ise ağız, gırtlak ise daha önce duyduğu o telaffuzları çıkartmaya çalışır. Ve bir süre sonra artık buradaki kaslarda gelişir ve, daha önce duyduğu o telaffuzları artık net ve pürüzsüz bir şekilde çıkarmaya başlar. Ve bu şekilde çıkardığı telaffuz ile yaptığı eylemler refleks halini alır. Lakin hala ne okumasını ne yazmasını bilir.

Bebek büyür artık okula gitmeye başlar. Ve alfabe öğrenir. Sonra okumaya ve yazmaya başlar. İşte reading ve writingin geliştiği yer burasıdır. Ve artık çıkardığı ve duyduğu telaffuzların nasıl yazıldığı ve nasıl okunduğunu öğrenir. Ve artık farklı derslere girdiği ve farklı konularla sürekli spontene bir şekilde konuştuğu için kelime dağarcığıda artar. Ve sürekli anlaşılabilir girdilere maruz kalır.

Burada işin püf noktası alt yapısını doldurmak.Peki aynısını bir başka dil içinde uygulayabilir misin. Evet. Bunun en kısa yolu, edinmeye çalıştığın dilin ya konuşulduğu ortama gitmek ya da konuşlan bir ortam oluşturmak. Lakin bu çoğumuz için imkansızdır.

Alternatif olarak:
4 skill var geliştirilmesi gereken. Reading ve listening, bunlar inputtur. Bunlarla sürekli altyapınızı doldurursunuz. Speaking ve writing ise outputtur. Bunlar ile doldurduğunuz altyapınız ile çıktılar üretirsiniz. Alt yapınız dolmaz ise rahatlıkla konuşamazsınız. İnput olmadan output olmaz.

Şimdi bu metod ile sürekli "comprehensible input" yani "anlaşılabilir girdi" lere maruz kalmanız gerekiyor.
Bunu önce reading ile yapmalısınız. Sonra readinginiz bir seviyeye gelince listening ile devam ettirmelisniz. Alt yapınız dolunca bir noktadan sonra çat/pat konuşabilmeye başlayacaksınız. Sonra speakinginizin fluent olması için speaking yapmalısınız. Aynı bebeğin 2 yaşlarında yapmaya çalıştığı gibi.

Peki önce neden reading. Çünkü şu anki yaşımız bir bebeğin veya 1.sınıfa giden bir çocuğun hayatı gibi birilerin sürekli bize yavaş yavaş konuşmasını sağlayamayız. Sağlasakta sürekliliğini korumaz. Ama reading sizin kendi hızınızda yapabileceğiniz ve aynı zamanda kelime dağarcığınızı artıracak en iyi metoddur. Speaking yapmak istesinizde kelime dağarcınız olmadığı sürece bir şeyler eksik kalacaktır.

Gramer işin matematiğidir. Ve çok azıdır. Amaç değil araç olacaktır. Native olmak istiyorsan grameri hızlıca geçmen gerek.
Önce A1 seviye gramer öğren sonra A1 seviyede 10 tane kitabı en az 2 kere oku.İlkinde çeviri yapabilirsin. Ama ikincisinde çeviriyi kullanma. Tıkandığın yerde hatırlamaya çalış. Çünkü ilk okumada çeviri kullanmıştın.

Bu şekilde B2'ye kadar gel. C1 seviyesindeki kitaplara geçmene gerek yok. Kitapları kütüphanelerden bulabilirsiniz.

Çeviri yaparken google translate yerine yapay zekayı kullan, kelime çevirisi değil, cümle çevirisi yap. Cümle çevirisini "sana vereceğim cümleyi kelime kelime veya kelime öbekleri şeklinde çevir" diyerek yap. Cümle çevirisi önemli. Kelime çevirisinden uzak dur. Bu şekilde reading yaparken kelimeleri pasif bir şekilde ezberlemeden edineceksin.
Eğer günde 10 sayfa okursan, ayda 300 sayfa kitap okumuş olursun.
A1 kitaplarını 30 sy olduğunu varsayarsak, 2 ayda 10 tane kitabı 2 kere okuyup A1'i seviyesini bitirsin..
A2 kitaplarını 30-50 sy olduğunu varsayarsak(ort 40) 2,5 ayda 10 tane kitabı 2 kere okuyup A2'yi bitirsin.
B1 kitaplarını 50-75 sy olduğunu varsayarsak (ort 60) 4 ayda 10 tane kitabı 2 kere okuyup B1'i bitirsin.
B2 kitaplarını 100 sy olduğunu varsayarsak 7 ayda 10 tane kitabı 2 kere okuyup B2'yi bitirirsin.
Tabi 20 sayfa okuyarak süreyi yarıya da indirebilirsin. Günde 10 sayfa okuyarak yıllarca aldığınız ing eğitiminden çok daha iyi bir şekilde dili sadece öğrenmez aynı zamanda edinirsiniz.

Buraya kadar geldiğinde ingilizcenin sadece gramer yapısını öğrenmiş bir şeyleri okuduğunda ise ingilizce ->türkçe->anlam (bu aradaki katman kullandıkça gidicek.) şeklinde ingilizceyi anlamaya başlamış olacaksın. Gramerde B2 seviyesine gelmek veya cefr seviyesinde B2 kitaplarını okumak sana ingilizcede nativelik vermeyecek.

Asıl ingilizce buradan sonra başlıyor. Çünkü seviyeli kitaplar ing öğrenenler için basitleştirilmiş şekilde yazılıyor. Günlük hayatta konuşulan ing ise anadili ing olanlar için yazılıyor. Native olabilmek için nativelerin okuduğu kitaplara geçip onları okumaya başlamalısınız. Bu tarz kitaplarda realistic fiction kategorisini tavsiye ederim. Çocuk kitapları, middle grade kitaplar, young adult, sonra adult kitaplara geçebilirsiniz. Her seviye kolay geldikçe bir sonraki seviyeye geçin.

Neden Reading tavsiye ediyorum.
1. Kitaptaki karaktelerle bağ kurarsınız onun yaşadığı ortamda sanki siz yaşıyormuş ve sanki onun yerine siz konuşuyormuşsunuz gibi hissedersiniz. Bu da okuduğunuz metinlerdeki kelimleri ezbere değil native bir şekilde edinmenizi sağlar. Eğer realistic fiction okursanız, karakterin okuldaki arkadaşları ile konuşmaları, öğretmenleri ve müdürleri ile resmi konuşmaları, hastahaneye gidiyor ise hastahanedeki konuşmaları, eve geçince ailesi ile konuşmaları, sokakta oynuyor ise sokaktaki arkadaşları ile konuşmaları, telefondaki texting(kısaltmalar çoktur before yerine b4 gibi) gibi farklı farklı senaryolardaki konuşmalara şahit olacaksınız. Bu da sizin sanki o dünyanın bir parçasıymışsınız gibi yapacak. Doğal bir şekilde ingilizceye maruz kalacaksınız.

2. Listening yapmaya başladığınızda, ilk başlarda muhakkak ing altyazılı izleyeceğiniz için altyazıları okumanızı kolaylaştıracak. Sürekli durdurup kelime bakmanızı engelleyecek.

3. Kelimeleri ezbere değil pasif bir şekilde sadece ilk anlamı değil farklı yerlerde farklı manalarını da veya önüne gelen başka bir kelime ile oluştuğu manalarını da edineceksiniz. Ve Kelime dağarcınızı geliştiricek.

4. Gramer dediğimiz şey cümle yapısı değil mi. Peki cümle yapılarının kurallarını öğrendikten sonra bunun pekiştirmesini gramer kitabındaki veya kursun sonundaki bir kaç tane cümle ile mi yapacaksınız? Okulda mattan bir konu öğrenince kaç tane soru çözüyorsunuz oturması için. İngilizce için de aynı şekilde kitap okumalısınız.

İngilizce de önce alt yapınızı doldurmaya bakın, speaking ve writing kendiliğinden gelecek.

Dil edinimi sadece dili konuşabilmek demek değildir aynı zamanda kültürüde öğrenmek gerek. O yüzden youtubedan real life engilish kanalları bulup onlarıda izleyin.
Helal olsun bee.
 
Yeni mesajlar Yeni Konu Aç  

   

SON KONULAR

Forum istatistikleri

Konular
1,189,906
Mesajlar
10,728,765
Üyeler
188,849
Son üye
zamanyolcusutan
Geri
Top